YEŞİL VADİ's profileYEŞİL VADİ (GREEN VALLEY...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Fetih suresiyle hidayete eren PapazMüslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam’a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi’ni dinlediğinde değişmeye başlamış.
Allahu Teala Nasr Suresi’nde şöyle buyuruyor; “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile.” 9 sene bir papaz okulunda eğitim gördükten sonra kilisede göreve başlayan Brezilyalı genç papazın İslam’a giriş hikayesini dinledikten sonra tekrar yukarıdaki ayetleri hatırladım. Müslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam’a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi’ni dinlediğinde hissettiği enteresan duyguların ardından değişmeye başlamış. Bu değişim bir ay gibi kısa bir sürenin ardından genç papazın Müslüman olmasıyla sonuçlanmış. Hakan Albayrak’ın dediği gibi “Dünya umumi bir ihtilale hazırlanıyor.” Bu umumi ihtilalin en güzel renkleri ise Müslüman olarak İslam Ailesi’ne katılan yeni kardeşlerimiz olsa gerek. - Papaz olmaya nasıl karar verdiniz? Anne ve babam iyi bir Katolikti. 11 yaşıma ulaştığımda beni Cuiaba Şehri’ndeki Sangusal Koleji’ne kayıt ettirdiler. Papaz olmaya karar vermem daha çok ailemin yönlendirmesiyle gerçekleşti. - Sangusal Koleji’nde nasıl bir eğitim veriliyordu? Şehirdeki dindar aileler çocuklarını bu koleje kayıt ettiriyorlar, 9 sene süren eğitimin ardından okuldan mezun olan öğrenciler kilisede göreve başlıyorlardı. Sangusal Koleji Brezilya’nın en itibarlı papaz okullarından biridir. Okulda ilahiyat eğitimi başta olmak üzere tarih, fizik, kimya, matematik, edebiyat, pedagoji ve dil eğitimi alıyorduk. Ben de 9 sene bu okulda eğitim gördükten sonra papaz olarak Cuiaba’daki bir kilisede göreve başladım. - Eğitim gördüğünüz bu papaz okulunda İslam hakkında neler öğreniyordunuz? İslam’ın Araplar tarafından benimsenen sapkın bir din olduğu, Kuran’da bulunan bölümlerin büyük bir kısmının İncil ve Tevrat’tan çalındığı ve Hz. Muhammed’in kadınlara çok düşkün biri olduğu anlatılıyordu. Ben de aldığım eğitim gereği İslam’dan nefret ediyordum. - İslam’dan bu kadar nefret ederken Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz? Bize İslam’a giriş hikayenizi anlatır mısınız? Babam bir gün bana Lübnanlı Muhammed adında Müslüman bir arkadaşı olduğundan bahsetti. “Bu adamı ikna edip İslam’dan uzaklaştırmalı, daha sonra da ona Hıristiyanlığı kabul ettirmeliyim” diye düşündüm. Babamla birlikte Lübnanlı Muhammed’i ziyarete gittik. Muhammed sürekli tebessüm eden, 50 yaşlarında hoş bir adamdı. Lübnanlı Muhammed papaz okulunda bize anlatılan Müslümanlara hiç benzemiyordu. Ben yine de onu İslam’dan uzaklaştırıp Hıristiyan yapma konusunda kararlıydım. Bu nedenle ona cevaplamakta zorlanacağını düşündüğüm sorular sormaya başladım. - Mesela ne sordunuz? İslam Dünyası’nın niçin Hıristiyan Dünyası’ndan geri olduğunu ve Hz. Muhammed’in niçin çok evlilik yaptığını sordum. Lübnanlı Muhammed bu iki soruma da beni ikna edici cevaplar verdi. Ben Muhammed’e birkaç soru daha sorduktan sonra bu sefer o bana Hıristiyanlıkla ilgili sorular sormaya başladı. Lübnanlı Muhammed gerçekten çok bilgili bir insandı ve Hıristiyanlığı da çok iyi biliyordu. Ben de Muhammed’in bütün sorularına cevap verdim; fakat teslisle ilgili sorusuna gelince Muhammed’e ikna edici bir cevap veremedim. Çünkü teslis konusunda benim de kafam karışıktı ve kilisedeki papaz arkadaşlarla sık sık teslis hakkında kendi aramızda tartışmalar yapıyorduk. “KURAN’I DİNLEDİKÇE KALBİM HUZUR DOLDU” O günkü sohbetimiz 6 saate yakın sürdü ve sohbetin bitiminde Lübnanlı Muhammed bana Kuran’dan bazı bölümler okumak istediğini söyledi, ben de onun bu teklifini kabul ettim. Muhammed Kuran okumaya başladıktan birkaç dakika sonra beni şiddetli bir titreme sardı. Göremediğim bir şey vücudumu sımsıkı kavrıyordu ve Kuran dinledikçe kalbimin huzur dolduğunu hissediyordum. Kendimi yavaş yavaş kaybetmeye başladım. Lübnanlı Muhammed’e beni yatağa yatırmasını söyledim ve bir kaç dakika sonra da bayılmışım. Kendime geldiğimde Lübnanlı Muhammed’e Kuran’dan nereyi okuduğunu sordum. Fetih Suresi’ni okuduğunu söyledi ve kendisinden aynı yeri tekrar okumasını istedim. Lübnanlı Muhammed yaşadıklarım nedeniyle korkmuştu bu nedenle Fetih Suresini tekrar okumak istemiyordu. Ayrıca babam da bir hayli telaşlanmıştı o da tekrar Kuran okunmasına karşı çıkıyordu. Fakat ben ısrarla Fetih Suresi’nin tekrar okunmasını istedim. Yoğun ısrarım üzerine Muhammed tekrar Fetih Suresi’ni okumaya başladı. Fetih Suresi’ni dinledikçe kalbimin yıkandığını hissediyordum, içim huzur doluyordu ve İlahi bir güç beni sarıyordu. Tekrar titremeye başladım ve bayıldım. Bu sefer kendime geldiğimde bir hastanedeydim, bayılınca babam ve Lübnanlı Muhammed beni hastaneye kaldırmışlar. Doktorun isteği üzerine iki gün hastanede yatmak zorunda kaldım. İçimde büyük bir huzur vardı, sürekli olarak Fetih Suresi’ni dinlemek istiyordum fakat babam buna izin vermiyordu. Hastaneden çıkar çıkmaz tercüme edilmiş bir Kuran aldım ve bu Kuran’ı okumaya başladım. Okuduğum her bölüm beni etkiliyordu ve Kuran’ın Allah tarafından gönderildiğini kesin olarak hissediyordum. Birkaç gün sonra kiliseye geri döndüm ve başpapaza İslam hakkında ne düşündüğünü sordum. Başpapaz İslam’ın fanatiklerin dini olduğunu ve insanları teröre teşvik ettiğini söyledi. Daha sonraki günler de İslam hakkındaki tartışmalarımız sürdü, ben bir taraftan papaz arkadaşlarımla İslam hakkında tartışıyordum diğer taraftan da Kuran okuyarak kendimi Müslüman olmaya hazırlıyordum. Lübnanlı Muhammed’le tanışıp Fetih Suresi’ni dinledikten bir ay sonra Cuiaba’daki İslam Merkezi’ne gidip Kelime-i Şehadet getirerek İslam’a girdim ve Moises De Oliveria olan ismimi Musa olarak değiştirdim. - Müslüman olmanız kilisedeki papazlar ve kiliseye devam eden Hıristiyan Cemaat tarafından nasıl karşılandı? Kilisedeki papazlar bendeki değişimi ve İslam’a olan ilgimi fark ettikleri için her an Müslüman olmamı bekliyorlardı. Bu nedenle çevreye benim Lübnanlı Muhammed tarafından büyülendiğim yalanını yaymaya başlamışlardı. Hatta babama benim delirdiğimi söyleyerek, tedavi olmam için hastaneye yatırılmamı istiyorlardı. Fakat babam onların bu isteklerini kabul etmedi; çünkü benim yaşadıklarım babamı da çok etkilemişti. Papazlar daha sonraki günler bana karşı daha düşmanca davranmaya başladılar ve beni kafir ve sapkın olmakla suçladılar. “ALLAH BANA HİDAYET GÖNDERDİ” - Din değiştirmek bir insan için çok zor bir şey. Ayrıca siz bir papazsınız. Bir ay gibi kısa bir sürede eski dininizi terk edip, yeni bir dine girmek sizin için zor olmadı mı? Dediğiniz kesinlikle doğru. Din değiştirmek bir insan için zor bir durum. Çünkü yıllardır inandığınız bazı şeyler var ve din değiştirdiğinizde bunları birden bire terk edip kendinize yeni bir dünya kuruyorsunuz. Ayrıca yıllardır birlikte yaşadığınız bir çevre var. Bu çevre din değiştirdiğiniz zaman sizi kafir ve sapkın olmakla suçluyor. Fakat Allah bana öyle bir iman verdi ki karşılaştığım sorunların hiçbiri Müslüman olmamı engelleyemedi. İslam’ın Allah katındaki tek gerçek din olduğuna en ufak bir şüpheye düşmeden iman ettim. Çünkü Allah bana kendi katından hidayet gönderdi ve bana imanı bahşetti. Bu nedenle Allah’a sürekli olarak şükrediyorum. İslam; insan fıtratına en uygun dindir, Müslüman olduktan ve İslam hakkındaki araştırmalarımı daha da derinleştirdikten sonra bu durumu daha iyi kavradım. Mesela Hıristiyanlık, papazların ve rahibelerin evlenmelerine yasak koyuyor. Fakat Allah insanı karşı cinse meyilli olarak yaratmış, karşı cinsle birlikte olmak, onu arzulamak her insanın fıtratında var. İnsanın fıtratında olan isteği engellemeye çalışırsanız insanlar ahlaki olmayan yollara başvururlar. Papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel taciz olayları artık utanç verici seviyelere ulaştı. Papa bile papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel tacizlerden rahatsız ve bu duruma bir çare bulunmasını istiyor. Kilise içinde yaşanan cinsel taciz olaylarının ancak çok az bir kısmı basına sızıyor, çoğu ise Vatikan’ın emriyle saklanıyor. Müslüman olduktan sonra beni etkileyen şeylerden biri de İslam’daki müthiş denge. İslam insanların bütün ihtiyaçlarını son derece dengeli bir şekilde karşılıyor ve insanın hayatında boşluk bırakmıyor. Zihninizdeki her soruya Kuran’dan ve Peygamber Efendimizin sözlerinden cevaplar bulabiliyorsunuz. Fakat Hıristiyan din adamları teslis inancını açıklayamıyorlar. İslam bize Allah’ın bir olduğunu söylüyor, fakat Hıristiyanlıktaki teslis inancına göre 3 Tanrı vardır. Hz. Adem’den itibaren gelen dinlerin tümü Allah’ı birlemek için gönderilmişken, Hıristiyan din adamları nasıl olur da insanları teslise inanmaya davet edebilirler. Bu durum büyük bir çelişki. Ayrıca İslam, inananlara ırk ayrımı yapmadan mazlum olan herkese yardımda bulunmalarını öğütlüyor. İslam insanlara şükretmeyi öğretiyor. Hıristiyanlar dini sadece bir inanç olarak algılıyorlar; fakat Müslümanlar öyle değil. Müslümanlara göre İslam, hayatın her alanına kurallar koyan bir dindir bu nedenle İslam diğer dinlere göre ayrıcalıklıdır. “DİNLER ARASI DİYALOG İMKANSIZ” - Dinler arası diyalog çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle bir durum mümkün mü? Bu imkansız bir şey. Çünkü İslam haktır, diğer dinler ise batıldır, hak ile batıl hiçbir zaman bir araya gelemezler. Müslümanlar İslam’la Hıristiyanlığı birbirine yakınlaştırmak yerine insanlara İslam’ı ulaştırmalılar. - Vatikan son yıllarda dinler arası diyalog çalışmalarını arttırdı. Sürekli olarak Müslüman kanaat önderleriyle dinler arası diyalog toplantıları yapıyor. En son Ürdün’de geniş katılımlı bir toplantı gerçekleşti. Sizce Vatikan dinler arası diyalog toplantılarıyla neyi hedefliyor ve dinler arası diyalog çalışmalarına niçin bu kadar çok önem veriyor? Vatikan bu çalışmalar aracılığıyla İslam’ın yayılmasını engellemek istiyor. Çünkü insanlar İslam’ın diğer dinlerden farklı olduğunu anlıyorlar ve bu nedenle İslam’a giriyorlar. İslam, bu hızla yayılmaya devam ederse 150 yıl sonra Avrupa’daki en büyük din olacak ve Latin Amerika Ülkeleri İslam’ın merkezlerinden biri haline gelecek. - Bir paradoksla ilgili düşüncenizi öğrenmek istiyorum.11 Eylül saldırıları gerçekleştikten sonra bir çok Müslüman kanaat önderi ve yazar, İslam’ın dünyadaki yayılma hızının yavaşlayacağı yönünde görüş beyan ettiler. Fakat bugün çıkan gerçekler tam tersi bir durumu ortaya koyuyor. İngiltere İçişleri Bakanı Jackoi Smith geçenlerde BBC’ye yaptığı açıklamada 11 Eylül saldırılarının ardından sadece İngiltere’de 400 bin İngiliz’in Müslüman olduğunu ve İslam’ın 11 Eylül saldırılarının ardından bütün Avrupa’da inanılmaz bir şekilde yayıldığını söyledi. Latin Amerika ülkelerin de ise 11 Eylül saldırılarından sonra İslam’a giriş hızı yüzde yüz arttı. 11 Eylül saldırıları İslam’la terörün bir arada anılması için güçlü bir zemin sağlamasına rağmen, insanlar niçin İslam’dan ve Müslümanlardan korkmak yerine İslam’a girmeyi tercih ediyorlar? Allah Kuran’da “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir” diyor. 11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde Batı Basını bütün Müslümanları terörist, İslam’ı da bir terör dini olarak gösterdi. Fakat insanlar gerçeğin öyle olmadığını fark ettiler. 11 Eylül saldırılarına kadar insanlar İslam hakkında pek fazla şey bilmiyorlardı. 11 Eylül saldırıları gerçekleşince Latin Amerika’da ve Batı da bir çok insan İslam’ı duydu ve de İslam’ı araştırma gereği hissetti. Bu araştırma süreci ise insanları Kuran’la tanıştırdı ve insanlar Kuran okudukça gerçeği görüp İslam’a girmeye karar verdiler. Ben kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin terör eylemlerini asla doğru bulmuyorum. Fakat zulüm gören insanların kendilerini savunma hakları vardır ve İslam da insanlara zulüm gördüklerinde kendilerini savunmalarını öğütlemektedir. - Son olarak Brezilya’dan ayrılıp Şam’a niçin geldiğinizi öğrenmek istiyoruz… Peygamber efendimizin Şam’ı öven bir çok hadisini duymuştum ve okuduğum bir çok kitapta Şam’dan övgüyle bahsediliyordu. Ayrıca başta Ebu Hureyre, Hz. Bilal, Halid bin Velid gibi sahabiler olmak üzere yüzlerce sahabi Şam’a gelmişler ve Şam’da bir çok sahabinin kabri bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Şam’ın mübarek bir yer olduğunu düşünüyorum. Benim yaşadığım şehir olan Cuiaba’da sürekli olarak gittiğim bir İslam Merkezi vardı. Bu merkezdeki imamımız İslam’ı daha iyi anlamamız ve insanları İslam’a davet etmemiz için Arapçayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyordu. Ben de Brezilya’daki davet çalışmalarımızı daha iyi yürütebilmek ve daha fazla Brezilyalının İslam’a girmesine vesile olmak için Şam’a gelip Arapça öğrenmeye başladım. 2 sene sonunda Arapça öğrenip davet için tekrar Brezilya’ya geri dönmeyi düşünüyorum. Adem ÖZKÖSE Gerçekhayat MEVLİD KANDİLİ
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.... SEN TÜRKİYESİN BİR DAHA DÜŞÜN!!!!İşte “Sen Türkiyesin Büyük Düşün” sloganın örtmeye çalıştığı gerçekler: - Türk Telekom, Arap'ın. - Telsim İngiliz'in. - Kuşadası Limanı İsrailli'nin. - İzmir Limanı Hong Konglu'nun... - Araç muayene işi Alman'ın. - Başak Sigorta Fransız'ın. - Adabank Kuveytli'nin. - İETT Garajı Dubaili'nin. - Avea Lübnanlı'nın. - Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...) - Finansbank Yunanlı'nın... - Oyakbank Hollandalı'nın. - Denizbank Belçikalı'nın. - Türkiye Finans Kuveytli'nin. - TEB Fransız'ın. - Cbank İsrailli'nin. - MNG Bank Lübnanlı'nın. - Alternatif Bank Yunanlı'nın. - Dışbank Hollandalı'nın. - Şekerbank Kazak'ın. - Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın. - Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un. - Beymen'in yarısı Amerikalı'nın. - Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın. - Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın. - Eczacıbaşı İlaç, Çek'in. - İzocam, Fransız'ın. - TGRT(Fox) Amerikalı'nın. - Demirdöküm Alman'ın. - Döktaş Fransız'ın. - Süper FM Kanadalı'nın. “SEN TÜRKİYESİN BİR DAHA DÜŞÜN”AKP, 29 Mart seçimlerinde aşağıdaki sloganını kullanıyor. “SEN TÜRKİYESİN BÜYÜK DÜŞÜN” Aşağıdakileri okuyunca bu sloganın Türkiye’yi küçülten AKP’nin kusurlarını örtmek için kullanıldığı açıkça anlaşılıyor. AKP’ye oy verecek olanlara biz Saadet Partililer şöyle seslenme gereği duyuyoruz; “SEN TÜRKİYESİN BİR DAHA DÜŞÜN” 1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi 2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı 3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı. 4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi. 5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı 6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı 7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı. 8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı 9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi 10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi. 11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi. 12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi. 13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı. 14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı. 15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi. 16- İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi. 17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi. 18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı. 19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti. 20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti. 21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu. 22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı. 23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı. 24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu. 25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı. 26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti. 27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı. 28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi. 29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı. 30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı. 31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı. 32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi. 33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi. 34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi. 35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi. 36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı. 37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi. 38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü... 39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ... 40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜhenüz ondokuzunda gencecik bir fidan
filizlendi dağlarda katıldı kervanına dağlarla konuşanların ve okudu özgürlük türküsünü silahları saz ettiler, kurşunları birer nota kanları kalanlar için türkü oldu dağlarda güneşi doğdu bu sabah şehadet yolcularının daha gür okundu bugün özgürlük türküleri parladı iman ateşi, söndü zalimin güneşi
bir yiğit daha katıldı özgürlük korosuna
silahları saz ettiler, kurşunları birer nota
kanları kalanlar için türkü oldu dağlarda GRUP GENÇ
söz: hamit tokmak FİLİSTİN İÇİN LÜTFEN OY VERİN! PLEASE VOTE FOR PALESTINE AND CHILDREN OF GAZA...Şuanda CCN de oylama yapiliyor www.israel-vs-palestine.com , Israilin Gazzaya girmesini hakli goruyormusunuz diye? Lutfen oyunuzu kullanirmisiniz? Ayrica oyunuzu kullandiktan sonra yorum yapmak isterseniz yorumunuzuda yapabiliyorsunuz.
At these times cnn is voting which one is right palestine or israel? www.israel-vs-palestine.com Please support Palestine and make comment. Muslims of Gaza won this war forever.And for all the others EU, UN, USA, ISRAEL; there is no where to go. God wont be merciful to them such as they were not mercy to innocent people especially children. Humanity died in GAZA in 28 dec. 2008; and to these days it is not regenerated...
YEŞİL VADİ (green valley) HORMONLU TOHUMLARI İSTEMİYORUZ. T.C. TARIM BAKANLIĞI' NA AÇIK MEKTUPHORMONLU TOHUMLARI İSTEMİYORUZ. T.C. TARIM BAKANLIĞI' NA AÇIK MEKTUPT.C. TARIM BAKANLIĞI' NA AÇIK MEKTUP
ACİL UYARI!!!
DERİN VE KARA TEHLİKE...
İSRAİL'İN ŞEYTANI PLANI
''ÖNCE VÜCUDUMUZ SONRA TOPRAKLARIMIZ İŞGAL EDİLCEK''
İsrail'den GDO'lu domates tohumu!
Dünyayı çok büyük felaketler bekliyor!
*Alerji,
*Enzim bozukluğu,
*Alzheimer,
*Kanser
*Sperm sayısı düşüklüğü
Soyu kesik tohumlar!
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BU İLETİYİ GÖNDERECEĞİNİZ MAİL ADRESLERİ BAŞKA FAYDALI OLABİLECEK ADRES BULURSANIZ EKLEYİN
webadmin@tarim.gov.tr; tarimbasin@tarim.gov.tr; taryat@taryat.gov.tr; agrobusiness@taryat.gov.tr; uretim@taryat.gov.tr; bilgiedinme@tarim.gov.tr
ARKADAŞLAR AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ BİLGİ EDİNMENİZ İÇİN BIRAKTIM BİR İNCELEYİN
TEŞEKKÜRLER ÇAĞRI İSRAİL'E DİRENEN TEK ADAM CHAVEZ![]() İsrail'in Gazze'ye girerek 600 Filistinliyi öldürmesi karşısında BM, Arap Birliği, Arap ülkeleri ve Avrupa Birliği tek somut bir adım atamazken, Venezuella Devlet Başkanı Chavez, şu anda Gazze'de olan biten 'soykırım' diyerek İsrail büyükelçisini çalışanlarıyla birlikte sınır dışı etti.
Venezuelle Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada sınırdışı emrinin İsrail büyükelçisine ulaştırıldığı belirtildi. PERES, BUSH'LA BİRLİKTE LAHEY'DE YARGILANMALI Bu duyurudan saatler önce de Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez, televizyonda yayınlanan beyanında "Şu anda Gazze’de olup bitenler holokostun ta kendisidir. Artık İsrail Devlet Başkanı ABD Başkanı’yla birlikte Lahey’de soykırımdan yargılanmalıdır" dedi. Chavez önceki gün de ABD’yi, Ortadoğu’yu istikrarsızlığa itmek ve İsrail saldırılarını meşrulaştırmak için zehirletmekle suçlamıştı. KAYNAK: http://content.hurriyet.com.tr/?path=/dunya/10714995.asp&y=41&mid=10714995
Konuşulan konu موطني I'AM PALESTINE.I'AM IRAQfrom juba;
my muslim brother forever; (Allah ondan ve bütün mücahidlerden razı olsun.)
أنا عربيِِ و العربيٌ ليس منّي ..... عارً على حكّام العرب لسكوتهم لمجزرة غّزة
و بكى محمد و عيسى و موسى على غزّة . فلّوجة . قدس . بغداد اللعنة على من سكت
Cried Mohammed and Jesus and Moses and the Gaza Strip. Fallujah. Jerusalem. Baghdad ...
The curse of the silent... Cried Mohammed, Jésus et Moïse et la bande de Gaza. Fallujah. Jérusalem. Bagdad ...
La malédiction du silence .... Gritó Jesús y Mahoma y Moisés y la Franja de Gaza. Faluya. Jerusalén. Bagdad ...
La maldición del silencio .... VE AGLADI MOHAMMAD VE İSA VE MUSA GAZZE'YE.FELLUCE'YE.KUDUS'E.BAGHDAD'A.
LANET OLSUN SESSİZ KALANLARA..
((TOURKCE YAZİSİNA SON VARİYOROM SAYGİ DEGER DİNDAŞLARİM.ARTİK SPACES'E VE BAGLİ BOLONDOGUM WEB SİTEME 3 LUGATLA VAYA 4 LUGAT'LA DAVAM ADİCAM...
TURKEY'İ SAVİYORUM TOURKCA LİSANİNİ'DA SAVİYOROM..AMA COK ONCA ARAB VE İRAQLİ OLDUGUM İCİN BAZİ KASİMLAR BANİ DİŞLADİGİNİ OGRANDİM.MAAL ASAF OGRANDİM Kİ O KİŞİLAR BİDA FALASTİN İCİN MİTİNG DOZANLİYORLAR BİZLAR GAZZELİYİZ BİZLAR FALASTİNİZ.AMA ONOTTUKLARİ BİR ŞAY WAR GAZZEDEKİ YAŞİYANLARDA ARAB...RABBİMİZ EMİR ADAR Kİ AYRİMCİLİK YAPAN BİZDAN DAGİL.DİN KARDAŞİNİ RENGİ,LİSANİ,İRKİ NADANİ İLE DİŞLAYANLAR OMMATİ MOHAMMAD(S.A.W) OMMATİNDAN DEGİLDİR...UZOLARAK OGRANİYOROM Kİ.İNANDİGİM VA COK DEGER VERDİGİM BO İNSANLAR BANİ DİŞLAMİŞLAR VA TERRORİSTTİR DİYA ANGEL KOYMOŞLARDİR,VA SİLMAKTALAR.SOZUM O BENİ DİŞLAYAN KESİME,LOTFAN FALASTİNİ DASTAKLAMAYİN,IRAQ'DA DASTAKLAMAYİN.İSLAM ALAMİNİDA DASTAKLAMAYİN.BO İNSANLAR BİZLARDAN UTANANLARİN,DİŞLAYANLARİN DOUALARİNA VE GOSTARİLARİNA İHTİYACİ YOKTOR.MASKELRİNİZİN ARDİNA SAKLANMAYİN.BO SOZLARİM SADACA BİZLARİ DİŞLAYANLARA,BAŞKALARİNİN ONUNDA FALASTİN VA İSLAM DAVASİNİ SAVOUNAN GİBİ GORUNAN KESİMEDİR.BİZLARDAN OTANANLAR ARAB VA IRAQLİ OLDUGUMUZ İCİN ALLAHTAN AFF VA İSTİGFAR DİLİYOROM.TURKEY'Yİ SAVİYOROM VA HAP KALBİMİN KOŞASİNDA BİR YARDİR.VATANİM IRAQ NAYSA TURKEYİYADA VATANIM'DIR CONKOU BİZLAR DİNAN VA KALBEN KARDAŞİZ.TURKEY'İ SAVİYORUM..BU YAZİYİ SADACA TURKCA YAZDİM.HATTA YABANCİ KİŞİLAR OKUYOBTA DAMASİN KANDİ ARALARİNDA TAFRİKA WAR.DİŞLAYANLARA SON SOZUM,MUSLİMAN KALBİNİ KİRMAK 72 KERE KABE'Yİ ŞARİFİ YİKMAK GİBİDİR.NASİLDA ALLAHİN HOZORUNDA DOROYORSONOZ?????
.
TAŞAKKOUR ADARİM HAKİKİ DESTAKCİ OLAN HAKİKİ TURK MOSLİMANLARİNA...
FARK YOKTOR ARAB LA TURK ARASİNDA,ARABLA ACEM ARASİNDA,ARABLA DUNYA MOSLİMANİ ARASİNDA.İLLA TAKVA İLEDİR.....
TAŞAKKOUR ADARİM. Fİ AMANİ ALLAH))
NE KADAR GOUZEL SOYLAMİŞ KURA'AN AL KARİM.
((SİZİN DİNİNİZ SİZE . BENİM DİNİM DE BANADIR)) Filistin'de Düğün Var Anne. Ama Ben Gidemiyorum…
İSRAİL KORKUDAN KENDİ ASKERİNİ BİLE HAMAS ZANNEDİP VURMAYA BAŞLADI
Ben Filistin'li Çocuk .. !! "GAZZELİ MASUM VE MAZLUMLARIN ÜZERİNE FÜZE YAĞARKEN, YENİ YILIN HAVA-İ FİŞEK GÖSTERİLERİYLE KARŞILANMASI, EVRENSEL DEĞERLERİ AYAKLAR ALTINA ALMANIN BİR GÖSTERGESİ OLARAK TESCİLLENECEKTİR"
Prof. Dr. Numan KURTULMUŞ
Ben Filistin'li Çocuk .. !! ![]() Ben Filistinli çocuk… Sizin yuvanız gibi sıcacık, Benim de yuvam vardı ufacık. Siz ne kadar şanslısınız! Rüyalarınız bile şen, şakrak, Ben ise rüyamdan bile ağlayarak, Gece uykumun arasında, Uyanıyorum korkarak! Siz yaşadınız mı hiç: Top mermileri arasında bağırarak, Tankların altında ezilirken, Korkuyla uykudan uyandığınızı, Gördünüz mü hiç? ![]() Gündüz böyle,gece böyle, rüyada böyle, Hangisi gerçek, hangisi düş, Bilmiyorum ben de. Ben böyleyim işte, Ben, Filistinli çocuk! … Sımsıcak yuvalarınızda, Anneniz, babanız, kardeşleriniz, Neşeyle yaşıyorsunuz siz. Ya ben? Ya ben nasılım? ... Zindanlarda sürünen, Haylini bile unuttuğum babam! ... Kim bilir nerede? ... Yaşıyor mu acaba? ![]() Üzülüp ağladığım zaman, Gelip başımı okşayan, Göz yaşlarımı silen bir babam olsaydı! ... Ama yok artık benim babam! Çünkü ben, babası zindanlarda çürüyen, Ona ağıtlar yakıp üzülen, Filistinli çocuk! ... ![]() Elinize bir diken batsa, Bir yeriniz kesilse, kanasa, Hele kolunuz, bacağınız kırılsa, Canınız nasıl yanar! ... Nasıl ağlarsınız değil mi acı acı! ... Ya ben nasılım? İşte ben buyum, Ben, Filistinli çocuk! Benim acılarımı ancak, Ağaçlar, kuşlar kadar, Duyabiliyor musun sen? ... ![]() Nerde buzullar arasında sıkışıp kalan Balinaları kurtarmaya çalışanlar? ... Nerede petrole batan kuşlara, Üzülüp ağıtlar yakanlar? Nerede sokak köpeklerine acıyıp, Onlara yardıma koşanlar? .... Bir balina, bir kuş, bir köpek kadar, Benim de değerim var. Yıllardır dinmedi gözyaşım, Ben hep ağlıyorum! Göz yaşlarım bile kurudu, Tıpkı çöller gibi! Sen benim gözlerimden yaşların, Aktığını mı sanıyorsun? Senin gördüklerin gözyaşı değil, Onlar, gözyaşı yerine akan, ![]() Sizler gülüp oynayın, Halay çekip türkü çağırın! Balinalara yardıma koşun, Petrole batan kuşları kurtarın! Onlar için göz yaşı dökün! Köpekleri kurtarın siz! ... ![]() Belki de hiçbir zaman, Artık olmayacak babam! ... Keşke ben de sizler gibi, Koşup "Baba! " diyebilseydim… Kollarına atılıp, sarılsaydım boynuna, Oyunlar oynasaydım onunla. ![]() Bir kuş, bir köpek, bir balina kadar Bana yardıma koşmayanlar! Ben inlerken zulüm altında, Ben ezilirken tanklarla, Kollarım kırılırken taşlarla, Herkes bana seyirci kalıyorsa, Utansın bütün insanlık! Utansın bütün dünya! ![]() İsrailli askerler tarafından, Kolları taşlarla kırılan, Bacakları tekmeyle, dipcikle ezilen, Feryadıma hayvanlar bile dayanamazken, Herkes tarafından seyredilen, Ben, Filistinli çocuk! ... ![]() Damarlarımdan süzülüp gelen kan! ... Ben kan akıtıyorum gözlerimden! ... Ben kan ağlıyorum ciğerimden! ... Yakında o da kuruyacak, Tıpkı göz yaşlarımın kuruduğu gibi! Çünkü ben olmayacağım artık! .. ![]() -- alıntıdır..... ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
******** ******** İlaç olsa içme düşman tasından Sakın taş attırma dost arkasından Kim ikiyüzlüyse tut yakasından Bir yüzüne bir de canına tükür. *** Millet parasından verdirme parsa; Edirne'den Van'a, Muğla'dan Kars'a Nerede sahte bir kahraman varsa Bir resmine bir de şanına tükür. *** Abdurrahim Karakoç (vasiyet şiirinden) BU TABLODAN HİÇMİ UTANMADINIZ - ÇEÇEN KOMUTANA ÖLÜMÜNE SINIRDIŞI
Yıllardır "Türkiye'de idam var." diye Özdemir Sabancı'nın katili Fehriye Erdal'ı, Türkiye'de idam cezası kalkmış olmasına rağmen Türkiye'ye iade etmeyen Belçika'nın tavrı karşısında aciz kalan T.C Dışişleri Bakanlığı, Çeçen Mücahidi yerlerde sürükleyerek ölümüne Rusya'ya teslim ediyor. Türkiye'de 30.000 kişinin katili Abdullah Öcalan bir dönem Rusya'daydı. Rusya, Abdullah Öcalan'ı Türkiye'ye iade mi etmişti? Çeçenistan'da ülkesinin işgaline karşı çıktı diye, Rusya tarafından idam edileceğinden şüphe olmayan birisini kendi elleriyle teslim eden T.C. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ı ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ı kınıyoruz.
kafkasonline ve bütün kafkasyalılar... LIGHT UP GAZA![]() Arresting IMPUNITY TERRORIST STATE OF ISRAEL To stop CRIMES AGAINST HUMANITY That respects human rights in Palestine To respect the will of the Palestinian people to choose their government Stop the advance of imperialism in all its forms Let the PALESTINIANS LIVE WITH JUSTICE AND LIBERTY THANK ALEJANDRA FOR THIS, MY LOVELY FRIEND EY MUSA KAVMİN SANA İHANET ETTİ..CUMARTESİ YASAĞINI ÇİĞNEDİ !
SÖMÜRÜNÜN YENİ AMBALAJI: İYİ POLİS OBAMAKendi tabiriyle “kırma(!) bir siyahi”, Birleşik Devletler Başkanlık yarışını kazandı. Bu yarışta kullandığı en büyük koz “değişim” sloganıydı. Umutsuzluklarla kaplı dünya, değişim vaatleriyle ayağa kalkmaya çalışıyor. Dünya Amerikan Rüyası´nın yeni bir pazarlama yöntemiyle karşı karşıya. Amerikan karşıtlığının doruğa çıktığı günümüzde, Amerika´ya değişimi vaat eden başkan, dünyadaki Amerikan karşıtlığını hızla azaltıyor. 47 yaşında, siyahî, dini tam olarak bilinmeyen ve Birleşik Devletler´in en genç başkanı unvanına sahip, Barack Obama´nın, başta ülkesi olmak üzere tüm dünyayı etkileyen “değişim” sloganının ne kadarının gerçekleşeceğini, tüm dünya gibi Türkiye´de yakından ve beklenmedik bir ilgiyle izliyor. Amerikan karşıtlığının güçlendiği ülkemizde kurbanlar kesiliyor, hediyeler gönderiliyor. Bu beklenmedik ilgi sadece Türkiye´den değil dünyanın değişik coğrafyalarından da gözlemleniyor. Liderlerinin Birleşik Devletler karşıtı güçlü söylemleriyle onur duyan İran halkındaki ilgi de uluslararası arenada dikkatle izleniyor. Keza İran, İslam devrimin yapıldığı 1979´dan bu yana ilk defa Birleşik Devletler Başkanı´na tebrik mesajı gönderdi. İran´da, halkın büyük bir kısmı, Hz. Ali´nin rivayet ettiği Mehdinin habercisi olan “Batıdaki siyahî büyük komutan” olarak Obama´yı görüyor ve büyük bir sempati ile yaklaşıyor. Bu durum, İran halkında var olan Amerikan düşmanlığını, azaltma eğilimine yönlendirmesi kaçınılmazdır. Obama´nın Beyaz Saray´a oturması, İran´da olduğu gibi hemen hemen tüm dünyada, Amerikan karşıtlığını azaltması muhtemeldir. OBAMA: NEDEN? Derisinin rengi ile Afrika halkının, Müslüman olduğu yolundaki iddialar ile İslam Dünya´sının ve değişim vaadiyle umutsuz halkının sempatisini kazanan yeni başkan, Birleşik Devletler´i ve politikalarını tüm dünyaya sevdirme yolunda hızla ilerliyor. Seçimi kazandığı günden günümüze kadar süren sevinç gösterileri ve kutlamalar bu durumun en önemli göstergelerindendir. OBAMA: DEĞİŞİM NE KADAR GERÇEK? Birleşik Devletler´in politikaları bizim sandığımız aksine, bir başkan ile değişecek bir yapı değildir. Sistemi değiştirmek sadece “halk”ın isteğiyle olabilecek bir şeyde değildir. Ülkenin politikasında, özelliklede dış politikadaki karar alma sürecinde çok uluslu şirketler büyük öneme sahiptir. Kampanya sırasında milyonlarca dolar harcayan Obama´ya destek veren petrol şirketlerinin, Birleşik Devletler ordusunun Irak´tan ve dolayısı ile petrol kuyularında çekilmesini isteyeceklerini düşünmek ne kadar doğru olur sizce? Keza silah sanayisinin, iç savaşın ve terörün eksik olmadığı Ortadoğu´da barışın ve istikrarın sağlanması için yapılacak çalışmalara ne kadar olumlu bir tepki verirdi acaba? Seçim öncesi dönemde Irak´tan en hızlı şekilde asker çekileceğini vaat eden Obama´nın, seçimden sonra Irak´ta 2011 yılına kadar kalınacağını ifade etmesi, Birleşik Devletler politikasında kimlerin belirleyici olduğunun önemli göstergelerinden biridir. İktidarda ister Cumhuriyetçiler olsun ister Demokratlar olsun, ülkenin dış politikası yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahiptir ve belli bir süreç içinde gerek duyulduğunda değiştirilir. Bu değişimde iktidarda kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Yeni dönemde mevcut Cumhuriyetçi Parti Savunma Bakanının yerini koruyacağı belirtiliyor. Şimdiden Obamanın ekibindeki isimlerin çoğunluğu da o döneme ait kişiler gibi görülüyor.2 Dünyadaki ekonomik sistem aynen vahşi rekabet üzerinden devam edecek, siyah derililer yine ikinci sınıf vatandaş olacak. Ancak siyah derililer kendilerinden biri seçildi diye psikolojik olarak rahatlayacaklardır.3 Bu koşullar altında Obama vaat ettiği “Değişim”i gerçekleştiremez. Sistemin onay verdiği biçimsel dönüşümleri yapabilir. Gerçek olan şudur ki, Obama, siyah oluşu, Afrikalı bir aileden gelişiyle “amerikan rüyası” sloganının sempatik figürü olarak “rol modeli”nden başka bir noktaya varamaz. J.F.Kennedy, seçim kampanyası boyunca, ABD halkının önemli bir çoğunluğunun, günü “bir kutu fasulye konservesiyle” geçirdiğini söyleyerek, yoksulların ve yoksunların oylarıyla kıl payı başkan olabildi. Sonra ne yaptı? Küba´ya “Domuzlar Körfezi” çıkartmasını gerçekleştirdi, ünlü Küba krizini çıkardı, Vietnam´a müdahaleyi tam boyutuyla tırmandırdı. Gene sisteme yaranamadı, öldürüldü.4 Obama´nın değişim vaadiyle Birleşik Devletler Başkanlığına yükselmesi, sanıldığının aksine, savaşların son bulacağı veya herkesin özgür olacağı bir dünyaya doğru atılmış bir adım değildir. Dünya elbette bir değişim sürecinin tam ortasında bulunuyor, fakat bu değişimin olumlu yöne gideceği ümidini taşımak oldukça güç. ALİMİN PROFESÖRE YANITI (ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT)Ehlisünnete Karşı Açılan Amansız Haçlı Seferi
TÜRKİYE’de bir müddetten beri Ehl-i Sünnet İslâmlığına sanki amansız bir Haçlı seferi açılmıştır. Kur’an’a, Sünnet’e, akla, vicdana, mantığa, sağduyuya uygun olan Sünnîlik baltalanmakta, bin türlü iftira atılıp hezeyanlar savrulmakta, yanıltıcı düşünce ve görüşlerin propagandası yapılmaktadır. Neler denmiyor ki. * İslâm’ın tek kaynağı Kur’an’mış, başka kaynak olamazmış. * Sünnîlik gerçek İslâm değilmiş, Emevîlerin çıkarttığı bir dinmiş. * Ashab âdil ve güvenilir değilmiş. Başta Ebû Hüreyre radiyallahu anh efendimiz olmak üzere nice ashab (hâşâ sümme hâşâ) binlerce hadîs uydurmuş. * Tasavvuf bâtılmış. * Yalancı, taqiyyeci, Müslümanları aldatan, azılı farmason, aktivist, bulaşık, karanlık Afganî büyük bir din önderiymiş, “onu karalayanlar onun taharet bezi olamazlar”mış. (Büyük ulemaya ne büyük hakaret...) * Mezheplere, fıkha, tanzim edilmiş ahkâm-ı şer’iyeye lüzum yokmuş, herkes kendi kafasına göre Kur’an’dan yahut meal, tercüme ve tefsirlerden dinini öğrenirmiş. * Peygamber bir postacı imiş, ölmüş işi bitmiş. * İlmihal Müslümanlığı bozuk bir Müslümanlıkmış, asıl Müslümanlık şu veya bu türedi ilahiyatçının anlattığı İslâm’mış. Sağlam din bilgisine sahip olmayan milyonlarca Müslümanın kafası fena halde karıştırılmıştır. Dinde reform, dinde yenilik isteyen, light/ılımlı bir İslâm türetmek isteyenlerin amaçları nelerdir? Yazdıklarından anlaşılan şudur: Geleneksel Ehl-i Sünnet İslâmlığını beğenmiyorlar. Onun yerine ABD’nin, İsrail’in/Papalığın, Protestan Evangelistlerin, Diyalogçuların, Derin Devlet’in, Ergenekoncuların, Farmasonların, Sabatay Sevi bağlılarının istediği ehlî/light bir İslâm getirmek istiyorlar. Böyle yeni bir İslâm türetme gayretleri, Büyük Orta Doğu Projesinin (BOP) hedefleri içindedir. Ergenekon evrakı ve belgeleri içinde, günlük namazların ikiye indirilmesi ile ilgili bilgiler de vardır. Vaktiyle, 1930’lu yıllarda CHP diktatörlüğü de camilere sıralar koymak, mihraba (bazı kiliselerde olduğu gibi) bir müzik aleti yerleştirmek için raporlar hazırlatmıştı. (Şu anda da, camilerin arka tarafına, lüzumundan ve gerekenden fazla sandalya konulması konusunda imamlara baskılar yapılmaktadır.) Ehl-i Sünnhet Müslümanlığının yerine bir tür İslâm Protestanlığı çıkartmak istiyorlar. Halkı büsbütün İslâm’dan çıkartamayacaklarını anladıkları için, suya sabuna dokunmaz, kafirlere zarar veremeyecek, fıkhı ve şeriati olmayan, bir tür beşerî ideoloji ve hümanizma haline dönüşmüş hafif İslâm istiyorlar. İstedikleri Müslüman tipi şudur: Beş vakit namazı bıraksın... Cuma bile fazladır... İsterse yılda iki kez bayram namazına gidebilir (o da fazla ya)... Doğduğunda kulağına Ezan-ı Muhammedi okunmasına lüzum yoktur ama öldüğünde tabutu camideki musalla taşına konulur, kadın erkek karışık bir cemaat ile abdestsiz namazı kılınır... Birtakım light İslâm taraftarları o kadar öfkeli, o kadar ölçüsüz, o kadar gözü dönmüştür ki, “Müslüman halk dinini muteber ve güvenilir ilmihallerden öğrensin” denildiğinde, Sünnî Müslümanlar için “Bunlar ilmihal kitabını Kur’ân’dan yüksek tutuyor...” diyecek kadar vicdansızca ve mantıksızca laflar edebiliyor. Evet light/ılımlı İslâmcılar yeni bir din türetmek istiyor. Ehl-i Sünnet Müslümanları için “Onlar mezheplerini din haline getirdiler” iftirasını savururken, asıl kendileri yeni bir bozuk mezhep türettiklerinin farkında değiller. Başlangıcından bu güne kadar İslâm dünyasında, Peygamberimizin (salat ve selam olsun O’na) mucizevî bir şekilde haber verdiği üzere bir sürü bozuk fırka ve grup zuhur etmiştir. Mesela “Gurabiye” fırkasının ana inancı şudur: Güya Peygamberlik Hz. Ali’ye verilecekmiş, Efendimiz ile Hz. Ali birbirlerine iki karganın (Arapçada kargaya gurab denilir) birbirine benzediği gibi benziyormuş. Vahiy getiren Cebrail aleyhisselam bu yüzden şaşırmış ve vahyi yanlışlıkla Hz. Muhammed’e vermiş!.. İlm-i kelam kitaplarında eski bozuk fırkaların hepsi tafsilatlı (ayrıntılı) bir şekilde anlatılır. Bugünkü ligt, ılımlı, hafif, evcil İslâm çalışmaları da işte böyle fırkalar oluşmasına yol açacaktır. Dört hak mezhep (fıkıh ekolü) ile onları birbirine karıştırmamak gerekir. Onlar mezhep değil, fırkadır. Ülkemizdeki bir kısım İslâmcılar bozuk bir fırkayı resmî mezhep olarak kabul etmiş bir Arap devleti tarafından desteklenmektedir. Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra, Kitab (Kur’an) ve Sünnet’e en uygun, en başarılı İslâm denemesi ve uygulaması Osmanlı sistemidir. Tabiî ki, devletin kuruluş ve yükselme devrindeki uygulama... Osmanlılar bu uygulama ile üç asır üç kıt’ada şanla şerefle, Allah’ın tevfikat-ı ilahiyesine nail olarak i’lâ-i kelimetullah yapmışlar, cihad etmişler, bilen ve anlayanların gözlerini kamaştıran bir Pax İslâmica kurmuşlardır. Osmanlı İslâm sisteminin esasları nelerdir: 1. İnançta ve uygulamada Ehl-i Sünnet ve cemaat. 2. Fıkha ve mezhebe bağlılık. 3. Şeriattan kıl kadar ayrılmamak şartıyla tasavvufa ve turuk-i sofiyyeye müsamaha ve destek. 4. İslâmî çeşitlilik (ve zenginlik) içinde sarsılmaz bir birlik. 5. Loncalar, ahîlik ve fütüvvet teşkilatı ile, başta iktisat ve ticaret olmak üzere bütün toplumsal ve sosyal teşkilatta dinin hakimiyeti. 6- Din ve devlet birliği. (Osmanlı metinlerinde sık sık “din ü devlet” tabiri geçer.) 7. Bütün Müslümanları tek bir millet ve ümmet olarak kabul etmek. Osmanlı devletine, başka ülkelerde yaşayan Müslümanlar pasaportsuz kabul edilirdi. Hattâ Tanzimat’tan sonra, sömürgelerinde yaşayan Müslümanlardan pasaport istenmesi konusunda emperyalist ve kolonyalist Avrupa devletleri Osmanlıya baskı yapmışlardı. Son devrin büyük din alimlerinden Mekke Şafiî Reisü’l-ulema’sı Ahmed Zeynî Dahlan hazretleri Fütuhat-i İslâmiyye adlı kitabının Osmanlı devleti kısmını şu cümle ile başlatır “Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra, Kur’ân’a ve Sünnet’e en uygun devlet Osmanlı devletidir.” İşte bu yüzdendir ki, bir kısım reformcular ve İslâm perdesi altında yeni bir din türetmek isteyenler Osmanlıyı hiç sevmezler. Bozuk Afganî’yi ise baş tacı ederler. Sevgili, aziz, muhterem din ve iman kardeşlerime tavsiye ediyorum: Reformcuların, yenilikçilerin, naylon müctehidlerin, Afganîcilerin, diyalogçuların, evcil ve light İslâm taraftarlarının, mezhepsizlerin, telfik-i mezahip taraftarlarının ve benzerlerinin tuzaklarına düşmeyiniz, ahıretinizi (onlar gibi) berbat etmeyiniz, Kur’ân ve Sünnet Müslümanlığı olan, gerçek din olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan kıl kadar ayrılmayınız. Gerçek icazetli ulemaya, gerçek icazetli şeyhlere, kâmil mürşidlere bağlanınız. Bir rehbere (kılavuza, yol göstericiye muhtaç olup da böyle bir kimseye bağlanmayanın şeyhi şeytan olur). Dinî bilgileri, sağlam hocalardan ve sağlam kitaplardan öğrenmeliyiz. Yenilikçiler işi o kadar ileriye götürdüler ki, ünlü bir ilahiyat profesörü “Kur’ân, Yahudileri ve Hıristiyanları İslâm’a çağırmıyor” diyecek kadar ileri gitmiştir. Bu konularda, içinde faydalanacağınız yazılar bulunan değerli bir internet sitesinin ismini veriyorum: www.aldananlar.org. (böyle hayli site var. Bir gün vakit bulabilirsem bunların hepsinin listesini çıkartıp bu sütunda tanıtacağım...) (Önemli rica ve uyarma: Bozuk kimseleri tenkit ederken lütfen hakaret etmeyelim, onlara İslâmî hilm dairesinde ilmî cevaplar verelim. İlmimiz yoksa, edep ve terbiye dairesinde protesto edelim, eseflerimizi bildirelim. Bu konuda, hastalandığını duyduğu Haçlı kralı Arslan Yürekli Rişar’a, bir elçilik heyetiyle doktor gönderen büyük Sultan, büyük mücâhid, örnek Müslüman Salahaddin Eyyubî’nin yüksek ahlâkı ile ahlâklı olalım... Sabırlı, tahammüllü, terbiyeli, kibar cevaplar verelim. Onlar, “Afganî’yi karalayanlar, onun tuvalet bezi olamazlar...” diyedursunlar, biz Ehl-i Sünnet ahlâkından ve necâbetinden ayrılmayalım.)
MEHMED ŞEVKET EYGİ, MİLLİ GAZETE 18.11.2008 DİYALOG MASALIBir milletin toprak bütünlüğünü dağıtmak arkasından da işgal etmek düşünülüyorsa, evvela o topraklar üzerinde yaşayanların inanç ve akideleriyle oynanır.
Birisi veya birileri kalkıp da, 'korkmaya gerek yok, biz güçlü bir milletiz, öyle misyonerlik falan ve filan bize sökmez, dinine güvenen misyonerlikten, diyalogtan korkmaz' türü edebiyat yapıyorsa bu kişi ya gizli misyonerdir, ya da olayların vahametinin farkında değildir. Siz, dünyanın en güçlü adamı olsanız ve fakat kafanızı yastığa koyup uyusanız, size henüz yürümeye başlamış bir çocuk bile rahatlıkla zarar verebilir. Niye? Çünkü siz uyuyorsunuz. İradeniz, direnciniz, gücünüz ve kuvvetiniz artık yorgan ile döşek arasında hapsolmuştur. Sizin bütün bu özellikleriniz artık acemaşiran makamında “horlamaktan” ibarettir. Millet olarak bu hali yaşıyoruz. Bu halden uyanmak için dini ve milli bütünlüğümüzü tehdit eden misyonerlik konusunda detaylı bilgi sahibi olmak zarureti vardır. MİSYONERLİĞİN GAYESİ Hristiyanlık, misyonerlik çalışmaları ile masum görüntülerle dünyayının her ülkesine pazarlanırken; başlangıç olarak gayet samimi bir hava yaratılır. Ancak hasıl olan netice; bu başlangıç gibi hoş ve samimi değildir. Gidilen yerlerde iktisadi çıkarlar ön planda tutularak ve siyasi, iktisadi, hukuki katliamlar yapılarak medeniyetler yok edilir. Mesela, Amerika'ya keşif adı altında yapılan çıkarma, Hristiyanlığı hakim kılmak için; İnka, Aztek, Maya medeniyetlerinin yok edilmesiyle, Kızılderililerin ortadan kaldırılmasıyla neticelenmiştir. Afrika'da da durum bundan farklı olmamıştır. Gayet masum görüntülerle Afrika'ya uzanan misyonerler, bu bölgelerdekiyeraltı ve yerüstü kaynaklarını elde etmenin projesini hayata geçirmişlerdir. Kenya Devlet Başkanı Kenyatta'nın şu sözleri herşeyi özetlemektedir. Ve yine Ortadoğu'da Arap-İslam aleminde faaliyet gösteren özellikle İngilizler tarafından yetiştirilip gönderilen onbinlerce misyonerin asıl gayesi; osmanlı'nın bu bölgedeki hakimetini yok etmek, toprağını ve halkını parçalayarak kendi emellerine ve iktisadi, siyasi gayelerine alet etmektir. Dünyada misyonerlik hep bu yüzüyle gözükmüştür. Günümüzde ise Oryantalizm, Diyalog gibi isimlerle ortaya çıkmasının başka bir tarzda izahı mümkün değildir. Bugün de asıl maksat; Hristiyanlar için vaadedilmiş topraklar olan Anadolu'yu parçalamak ve bu güzel toprakları kendi tasarruflarına almaktır. 'Sizin için Mekke - Medine ne ise bizim için Yalvaç, Tarsus odur' sözünün bir Hıristiyan din adamına ait olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. POSTMODERN MİSYONERLİK : DİYALOG 'Dinlerarası Diyalog' kavramı Şubat 1998'de Türk kamuoyunun gündeminin baş köşesine oturdu. Gerçi 1966'dan başlayarak Müslümanlarla yakın münasebetlere girişen Hıristiyan çevreler, başta Katolik Kilisesi olmak üzere, 1980'den itibaren Türkiye'deki özellikle ilahiyat fakülteleri eksenli olarak Diyalog yolları aramıştır. 1988 yılında, Vatikan'da, Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinden 12 bilim adamı ile Roma'daki Katolik enstitülerinden bir o kadar uzmanın katılmasıyla bir Kollogyum düzenlenmiştir. Bunun yanında Ortodoks Hıristiyanların 1984'te başlayan benzeri girişimleri olmuştur. Diyalog toplantılarının altıncısı 10-14 Eylül 1984 tarihleri arasında İstanbul'da yapılmıştır. Bütün bu diyalog etkinlikler hep akademik çevrelerle sınırlı kalmıştır. Akademik çerçeveyi aşan diyalog teşebbüsleri de aslında yeni sayılmaz. Örneğin Almanya'da Risale-i Nur müntesibi çevreler ile Hıristiyan çevreler arasındaki Dinlerarası Diyalog süreci çok daha eskiye dayanır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bizzat Risale-i Nur müellifi, misyonerlerle Nurcular arasında işbirliğinin gereğine işaret etmiş, bu çerçevede Papalık ile mektuplaşmıştır. Papalık da 22 Şubat 1951 tarihli bir mektupla cevap vermiştir. (Bkz., 17-23 Şubat 1996 tarihli Aksiyon Dergisi, s. 29.) 1995'te başlayan değişim sürecinin bir yansıması olarak oldukça ilginç bir zamanlama ve gerekçeyle Fethullah Gülen'le birlikte Dinlerarası Diyalog süreci kitlesel bir boyuta taşınmış olduğu görülmektedir. Fethullah Gülen'in ardından Başkan M. Nuri Yılmaz'ın Papa ile yaptığı görüşme Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da diyalog sürecine dahil etmiştir. O zamanlar demek istediğimizi anlamayan ve yanlış yorumlayanlar sağda solda şunları söylüyorlardı: Bu Diyalog karşıtları bizi çekemiyor, yaptığımız büyük hizmetleri kıskandıkları için böyle yapıyorlar, bunlara bakmayın. Hatta bunlar öyle fazla bir sayı da değildir. Marjinal bir grupturlar. Yapacak başka bir şey bulamadıklarından, bir hizmetleri olmadığından böyle yapıyorlar. Tabi bununla da kalmadılar, bazı cümlelerinin içine hakaret unsuru sözler de eklediler. Biz, bu tip eleştirilere delilli cevaplar vermeye devam ettik. Yapmayın, etmeyin, yanlış yapıyorsunuz, sizin bu çalışmanız bu milleti Hıristiyanlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu millet Müslüman'dır, bu milletin Müslümanlığı bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün de teminatıdır. Siz bu milletin zihnine dini ile ilgili bazı şüpheler sokarsanız, bu yaptığınız din ile kayıtlı kalmaz, ülkenin bütünlüğünü de olumsuz yönde etkiler. Şunu da dedik: Bütün misyonerlerin ana hedefi şüphe tohumları ekmektir. Dini hakkında şüphe içinde olan bir Müslüman, misyoner için en iyi hedeftir. Ülkemizde meydana gelen olaylar, 800 yıllık Endülüs Medeniyeti'nin yok olmasıyla sonuçlanan olaylarla tam bir paralellik arz ediyordu. Aynı masum görünümlü oyunlarla sonu getirildi Endülüs'ün. Diyalog ve Hoşgörü adı altında aslında yeni bir tür misyonerlik ile karşı karşıya idik. Bunun yol açacağı tehlikelerle bugün artık yüz yüzeyiz. Süreç içerinde neler oldu: Altı yıl içinde ülkenin her yanı misyonerlerle doldu. Mantar gibi kilise evleri türemeye başladı. Bir elde İncil, bir elde güya Hz. İsa'nın hayatım konu eden kasetler, ülkeyi pervasızca dolaşmaya başlayan bu eğitimli misyoner ajanlar, dağıttıkları İndiler içine Türkiye'yi çok farklı gösteren haritalar da koymayı ihmal etmediler. Bizi, endişelerimizde son derece haklı çıkaran bu tehlikeli sürecin yanında bir başka şey daha ortaya çıkmış oldu. O da Diyalog karşıtlarının marjinal mi, yoksa güçlü bir kitle olduğu mu? Alanlara yüz binleri, salonlara on binleri dolduran diyalog karşıtları öyle marjinal falan da değildi. Dinimiz açısından, akaidimiz yönünden sakıncalı, ya da tamamen zıt hareketleri tasvip etmemiz mümkün değildir. Dinî ve millî bütünlüğümüzü tehdit pahasına da olsa, 'hizmet' yapılıyor diye susmamız, ileride telafisi mümkün olmayan tahirabatlara sebep olacak girişimlere seyirci kalmamız asla doğru değildir. "yavuzselim" e katkılarından dolayı teşekkürlerimle... |
||||||||||||||||
|
|