Profilo di YEŞİL VADİYEŞİL VADİ (GREEN VALLEY...FotoBlogElenchiAltro ![]() | Guida |
|
|
RAMAZANA GİRERKENBir Miniğin Ramazan Günlüğü (G)![]() Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile! Ramazan 5 Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.
Ramazan 9 'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi. Zaten başka ne der ki�
Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.
Ramazan 11 Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma'ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.
Ramazan 14 Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar� Korkaklar. Ramazan 17 Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca. Ramazan 19 Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmış
Ramazan 22 Her şey aynen devam ediyor. Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor. İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
Ne hoş. Ramazan 24 Oruç'u merak ediyorum. Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi. İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. Onlarla tanışmaya can atıyorum. Ramazan 25 Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor. Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.
Ramazan 26 İftarı çok sevdim. Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor. Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.
Ramazan 28 Merak içinde beklerken uyuyakaldım. Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. 'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye. Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.
Ramazan 29 / Arefe Sonunda bir hanım ismi duydum. Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.
Niye Arefe?
'Arife' olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani...
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar. Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
Akraba da değil.
Kafam karma karışık. Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.
Ve Bayram geldi Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!. Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
***
Abimden söz aldım.
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım. Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abim bu konu beni aşar diyor.
Bayramı çok sevdim. Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur..
A.ACAR-ULUDAĞ,2005 Fetih suresiyle hidayete eren PapazMüslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam’a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi’ni dinlediğinde değişmeye başlamış.
Allahu Teala Nasr Suresi’nde şöyle buyuruyor; “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile.” 9 sene bir papaz okulunda eğitim gördükten sonra kilisede göreve başlayan Brezilyalı genç papazın İslam’a giriş hikayesini dinledikten sonra tekrar yukarıdaki ayetleri hatırladım. Müslüman olmadan önce Moises De Oliveria olan ismini İslam’a girdikten sonra Musa olarak değiştiren genç papazın hayatı, Fetih Suresi’ni dinlediğinde hissettiği enteresan duyguların ardından değişmeye başlamış. Bu değişim bir ay gibi kısa bir sürenin ardından genç papazın Müslüman olmasıyla sonuçlanmış. Hakan Albayrak’ın dediği gibi “Dünya umumi bir ihtilale hazırlanıyor.” Bu umumi ihtilalin en güzel renkleri ise Müslüman olarak İslam Ailesi’ne katılan yeni kardeşlerimiz olsa gerek. - Papaz olmaya nasıl karar verdiniz? Anne ve babam iyi bir Katolikti. 11 yaşıma ulaştığımda beni Cuiaba Şehri’ndeki Sangusal Koleji’ne kayıt ettirdiler. Papaz olmaya karar vermem daha çok ailemin yönlendirmesiyle gerçekleşti. - Sangusal Koleji’nde nasıl bir eğitim veriliyordu? Şehirdeki dindar aileler çocuklarını bu koleje kayıt ettiriyorlar, 9 sene süren eğitimin ardından okuldan mezun olan öğrenciler kilisede göreve başlıyorlardı. Sangusal Koleji Brezilya’nın en itibarlı papaz okullarından biridir. Okulda ilahiyat eğitimi başta olmak üzere tarih, fizik, kimya, matematik, edebiyat, pedagoji ve dil eğitimi alıyorduk. Ben de 9 sene bu okulda eğitim gördükten sonra papaz olarak Cuiaba’daki bir kilisede göreve başladım. - Eğitim gördüğünüz bu papaz okulunda İslam hakkında neler öğreniyordunuz? İslam’ın Araplar tarafından benimsenen sapkın bir din olduğu, Kuran’da bulunan bölümlerin büyük bir kısmının İncil ve Tevrat’tan çalındığı ve Hz. Muhammed’in kadınlara çok düşkün biri olduğu anlatılıyordu. Ben de aldığım eğitim gereği İslam’dan nefret ediyordum. - İslam’dan bu kadar nefret ederken Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz? Bize İslam’a giriş hikayenizi anlatır mısınız? Babam bir gün bana Lübnanlı Muhammed adında Müslüman bir arkadaşı olduğundan bahsetti. “Bu adamı ikna edip İslam’dan uzaklaştırmalı, daha sonra da ona Hıristiyanlığı kabul ettirmeliyim” diye düşündüm. Babamla birlikte Lübnanlı Muhammed’i ziyarete gittik. Muhammed sürekli tebessüm eden, 50 yaşlarında hoş bir adamdı. Lübnanlı Muhammed papaz okulunda bize anlatılan Müslümanlara hiç benzemiyordu. Ben yine de onu İslam’dan uzaklaştırıp Hıristiyan yapma konusunda kararlıydım. Bu nedenle ona cevaplamakta zorlanacağını düşündüğüm sorular sormaya başladım. - Mesela ne sordunuz? İslam Dünyası’nın niçin Hıristiyan Dünyası’ndan geri olduğunu ve Hz. Muhammed’in niçin çok evlilik yaptığını sordum. Lübnanlı Muhammed bu iki soruma da beni ikna edici cevaplar verdi. Ben Muhammed’e birkaç soru daha sorduktan sonra bu sefer o bana Hıristiyanlıkla ilgili sorular sormaya başladı. Lübnanlı Muhammed gerçekten çok bilgili bir insandı ve Hıristiyanlığı da çok iyi biliyordu. Ben de Muhammed’in bütün sorularına cevap verdim; fakat teslisle ilgili sorusuna gelince Muhammed’e ikna edici bir cevap veremedim. Çünkü teslis konusunda benim de kafam karışıktı ve kilisedeki papaz arkadaşlarla sık sık teslis hakkında kendi aramızda tartışmalar yapıyorduk. “KURAN’I DİNLEDİKÇE KALBİM HUZUR DOLDU” O günkü sohbetimiz 6 saate yakın sürdü ve sohbetin bitiminde Lübnanlı Muhammed bana Kuran’dan bazı bölümler okumak istediğini söyledi, ben de onun bu teklifini kabul ettim. Muhammed Kuran okumaya başladıktan birkaç dakika sonra beni şiddetli bir titreme sardı. Göremediğim bir şey vücudumu sımsıkı kavrıyordu ve Kuran dinledikçe kalbimin huzur dolduğunu hissediyordum. Kendimi yavaş yavaş kaybetmeye başladım. Lübnanlı Muhammed’e beni yatağa yatırmasını söyledim ve bir kaç dakika sonra da bayılmışım. Kendime geldiğimde Lübnanlı Muhammed’e Kuran’dan nereyi okuduğunu sordum. Fetih Suresi’ni okuduğunu söyledi ve kendisinden aynı yeri tekrar okumasını istedim. Lübnanlı Muhammed yaşadıklarım nedeniyle korkmuştu bu nedenle Fetih Suresini tekrar okumak istemiyordu. Ayrıca babam da bir hayli telaşlanmıştı o da tekrar Kuran okunmasına karşı çıkıyordu. Fakat ben ısrarla Fetih Suresi’nin tekrar okunmasını istedim. Yoğun ısrarım üzerine Muhammed tekrar Fetih Suresi’ni okumaya başladı. Fetih Suresi’ni dinledikçe kalbimin yıkandığını hissediyordum, içim huzur doluyordu ve İlahi bir güç beni sarıyordu. Tekrar titremeye başladım ve bayıldım. Bu sefer kendime geldiğimde bir hastanedeydim, bayılınca babam ve Lübnanlı Muhammed beni hastaneye kaldırmışlar. Doktorun isteği üzerine iki gün hastanede yatmak zorunda kaldım. İçimde büyük bir huzur vardı, sürekli olarak Fetih Suresi’ni dinlemek istiyordum fakat babam buna izin vermiyordu. Hastaneden çıkar çıkmaz tercüme edilmiş bir Kuran aldım ve bu Kuran’ı okumaya başladım. Okuduğum her bölüm beni etkiliyordu ve Kuran’ın Allah tarafından gönderildiğini kesin olarak hissediyordum. Birkaç gün sonra kiliseye geri döndüm ve başpapaza İslam hakkında ne düşündüğünü sordum. Başpapaz İslam’ın fanatiklerin dini olduğunu ve insanları teröre teşvik ettiğini söyledi. Daha sonraki günler de İslam hakkındaki tartışmalarımız sürdü, ben bir taraftan papaz arkadaşlarımla İslam hakkında tartışıyordum diğer taraftan da Kuran okuyarak kendimi Müslüman olmaya hazırlıyordum. Lübnanlı Muhammed’le tanışıp Fetih Suresi’ni dinledikten bir ay sonra Cuiaba’daki İslam Merkezi’ne gidip Kelime-i Şehadet getirerek İslam’a girdim ve Moises De Oliveria olan ismimi Musa olarak değiştirdim. - Müslüman olmanız kilisedeki papazlar ve kiliseye devam eden Hıristiyan Cemaat tarafından nasıl karşılandı? Kilisedeki papazlar bendeki değişimi ve İslam’a olan ilgimi fark ettikleri için her an Müslüman olmamı bekliyorlardı. Bu nedenle çevreye benim Lübnanlı Muhammed tarafından büyülendiğim yalanını yaymaya başlamışlardı. Hatta babama benim delirdiğimi söyleyerek, tedavi olmam için hastaneye yatırılmamı istiyorlardı. Fakat babam onların bu isteklerini kabul etmedi; çünkü benim yaşadıklarım babamı da çok etkilemişti. Papazlar daha sonraki günler bana karşı daha düşmanca davranmaya başladılar ve beni kafir ve sapkın olmakla suçladılar. “ALLAH BANA HİDAYET GÖNDERDİ” - Din değiştirmek bir insan için çok zor bir şey. Ayrıca siz bir papazsınız. Bir ay gibi kısa bir sürede eski dininizi terk edip, yeni bir dine girmek sizin için zor olmadı mı? Dediğiniz kesinlikle doğru. Din değiştirmek bir insan için zor bir durum. Çünkü yıllardır inandığınız bazı şeyler var ve din değiştirdiğinizde bunları birden bire terk edip kendinize yeni bir dünya kuruyorsunuz. Ayrıca yıllardır birlikte yaşadığınız bir çevre var. Bu çevre din değiştirdiğiniz zaman sizi kafir ve sapkın olmakla suçluyor. Fakat Allah bana öyle bir iman verdi ki karşılaştığım sorunların hiçbiri Müslüman olmamı engelleyemedi. İslam’ın Allah katındaki tek gerçek din olduğuna en ufak bir şüpheye düşmeden iman ettim. Çünkü Allah bana kendi katından hidayet gönderdi ve bana imanı bahşetti. Bu nedenle Allah’a sürekli olarak şükrediyorum. İslam; insan fıtratına en uygun dindir, Müslüman olduktan ve İslam hakkındaki araştırmalarımı daha da derinleştirdikten sonra bu durumu daha iyi kavradım. Mesela Hıristiyanlık, papazların ve rahibelerin evlenmelerine yasak koyuyor. Fakat Allah insanı karşı cinse meyilli olarak yaratmış, karşı cinsle birlikte olmak, onu arzulamak her insanın fıtratında var. İnsanın fıtratında olan isteği engellemeye çalışırsanız insanlar ahlaki olmayan yollara başvururlar. Papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel taciz olayları artık utanç verici seviyelere ulaştı. Papa bile papazlar tarafından gerçekleştirilen cinsel tacizlerden rahatsız ve bu duruma bir çare bulunmasını istiyor. Kilise içinde yaşanan cinsel taciz olaylarının ancak çok az bir kısmı basına sızıyor, çoğu ise Vatikan’ın emriyle saklanıyor. Müslüman olduktan sonra beni etkileyen şeylerden biri de İslam’daki müthiş denge. İslam insanların bütün ihtiyaçlarını son derece dengeli bir şekilde karşılıyor ve insanın hayatında boşluk bırakmıyor. Zihninizdeki her soruya Kuran’dan ve Peygamber Efendimizin sözlerinden cevaplar bulabiliyorsunuz. Fakat Hıristiyan din adamları teslis inancını açıklayamıyorlar. İslam bize Allah’ın bir olduğunu söylüyor, fakat Hıristiyanlıktaki teslis inancına göre 3 Tanrı vardır. Hz. Adem’den itibaren gelen dinlerin tümü Allah’ı birlemek için gönderilmişken, Hıristiyan din adamları nasıl olur da insanları teslise inanmaya davet edebilirler. Bu durum büyük bir çelişki. Ayrıca İslam, inananlara ırk ayrımı yapmadan mazlum olan herkese yardımda bulunmalarını öğütlüyor. İslam insanlara şükretmeyi öğretiyor. Hıristiyanlar dini sadece bir inanç olarak algılıyorlar; fakat Müslümanlar öyle değil. Müslümanlara göre İslam, hayatın her alanına kurallar koyan bir dindir bu nedenle İslam diğer dinlere göre ayrıcalıklıdır. “DİNLER ARASI DİYALOG İMKANSIZ” - Dinler arası diyalog çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle bir durum mümkün mü? Bu imkansız bir şey. Çünkü İslam haktır, diğer dinler ise batıldır, hak ile batıl hiçbir zaman bir araya gelemezler. Müslümanlar İslam’la Hıristiyanlığı birbirine yakınlaştırmak yerine insanlara İslam’ı ulaştırmalılar. - Vatikan son yıllarda dinler arası diyalog çalışmalarını arttırdı. Sürekli olarak Müslüman kanaat önderleriyle dinler arası diyalog toplantıları yapıyor. En son Ürdün’de geniş katılımlı bir toplantı gerçekleşti. Sizce Vatikan dinler arası diyalog toplantılarıyla neyi hedefliyor ve dinler arası diyalog çalışmalarına niçin bu kadar çok önem veriyor? Vatikan bu çalışmalar aracılığıyla İslam’ın yayılmasını engellemek istiyor. Çünkü insanlar İslam’ın diğer dinlerden farklı olduğunu anlıyorlar ve bu nedenle İslam’a giriyorlar. İslam, bu hızla yayılmaya devam ederse 150 yıl sonra Avrupa’daki en büyük din olacak ve Latin Amerika Ülkeleri İslam’ın merkezlerinden biri haline gelecek. - Bir paradoksla ilgili düşüncenizi öğrenmek istiyorum.11 Eylül saldırıları gerçekleştikten sonra bir çok Müslüman kanaat önderi ve yazar, İslam’ın dünyadaki yayılma hızının yavaşlayacağı yönünde görüş beyan ettiler. Fakat bugün çıkan gerçekler tam tersi bir durumu ortaya koyuyor. İngiltere İçişleri Bakanı Jackoi Smith geçenlerde BBC’ye yaptığı açıklamada 11 Eylül saldırılarının ardından sadece İngiltere’de 400 bin İngiliz’in Müslüman olduğunu ve İslam’ın 11 Eylül saldırılarının ardından bütün Avrupa’da inanılmaz bir şekilde yayıldığını söyledi. Latin Amerika ülkelerin de ise 11 Eylül saldırılarından sonra İslam’a giriş hızı yüzde yüz arttı. 11 Eylül saldırıları İslam’la terörün bir arada anılması için güçlü bir zemin sağlamasına rağmen, insanlar niçin İslam’dan ve Müslümanlardan korkmak yerine İslam’a girmeyi tercih ediyorlar? Allah Kuran’da “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir” diyor. 11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde Batı Basını bütün Müslümanları terörist, İslam’ı da bir terör dini olarak gösterdi. Fakat insanlar gerçeğin öyle olmadığını fark ettiler. 11 Eylül saldırılarına kadar insanlar İslam hakkında pek fazla şey bilmiyorlardı. 11 Eylül saldırıları gerçekleşince Latin Amerika’da ve Batı da bir çok insan İslam’ı duydu ve de İslam’ı araştırma gereği hissetti. Bu araştırma süreci ise insanları Kuran’la tanıştırdı ve insanlar Kuran okudukça gerçeği görüp İslam’a girmeye karar verdiler. Ben kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin terör eylemlerini asla doğru bulmuyorum. Fakat zulüm gören insanların kendilerini savunma hakları vardır ve İslam da insanlara zulüm gördüklerinde kendilerini savunmalarını öğütlemektedir. - Son olarak Brezilya’dan ayrılıp Şam’a niçin geldiğinizi öğrenmek istiyoruz… Peygamber efendimizin Şam’ı öven bir çok hadisini duymuştum ve okuduğum bir çok kitapta Şam’dan övgüyle bahsediliyordu. Ayrıca başta Ebu Hureyre, Hz. Bilal, Halid bin Velid gibi sahabiler olmak üzere yüzlerce sahabi Şam’a gelmişler ve Şam’da bir çok sahabinin kabri bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Şam’ın mübarek bir yer olduğunu düşünüyorum. Benim yaşadığım şehir olan Cuiaba’da sürekli olarak gittiğim bir İslam Merkezi vardı. Bu merkezdeki imamımız İslam’ı daha iyi anlamamız ve insanları İslam’a davet etmemiz için Arapçayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyordu. Ben de Brezilya’daki davet çalışmalarımızı daha iyi yürütebilmek ve daha fazla Brezilyalının İslam’a girmesine vesile olmak için Şam’a gelip Arapça öğrenmeye başladım. 2 sene sonunda Arapça öğrenip davet için tekrar Brezilya’ya geri dönmeyi düşünüyorum. Adem ÖZKÖSE Gerçekhayat MEVLİD KANDİLİ
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.... KADİR KIYMET GECESİ
(biraz geç oldu ama eklemek istedim) İSLAM GÜZEL AHLAKTIR. "Utanmadıktan sonra dilediğini yap!"![]() PEYGAMBERİMİZİN RAMAZAN'A ÖZEL HADİSLERİ
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi. Müslim, İmân, 95. ![]() اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ İslâm, güzel ahlâktır. Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225. ![]() مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez. Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16. ![]() يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6. ![]() إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ: إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6. ![]() اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. Tirmizî, İlm, 14. ![]() لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez) Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63. ![]() اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran. Tirmizî, Birr, 55. ![]() إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334. ![]() اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır. Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58. ![]() مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir. Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248. ![]() عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12. ![]() لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur. İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31. ![]() لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71. ![]() اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58. ![]() لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56. ![]() اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8. ![]() لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz. Buhârî, Edeb, 57, 58. ![]() إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır. Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104. ![]() لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme. Tirmizî, Birr, 58. ![]() تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ (Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır. Tirmizî, Birr, 36. ![]() إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539. ![]() رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir. Tirmizî, Birr, 3. ![]() ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ: دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası. İbn Mâce, Dua, 11. ![]() مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez. Tirmizî, Birr, 33. ![]() خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Tirmizî, Radâ’, 11; İbn Mâce, Nikâh, 50. ![]() لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66. ![]() كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur. Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42. ![]() اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ (İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu. Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144. ![]() مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75. ![]() مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim. Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141. ![]() اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir. Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41; Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78. ![]() كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir. Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30. ![]() عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur. Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61. ![]() مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا Bizi aldatan bizden değildir. Müslim, Îmân, 164. ![]() لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler. Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79. ![]() أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. İbn Mâce, Ruhûn, 4. ![]() مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır. Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10. ![]() إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107. ![]() اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz. Tirmizî, Cum’a, 80 ![]() Şehr-i Ramazan
“Bu ayda dört şeyi çok yapınız!"
Peygamber efendimiz devamla şöyle buyurdu: “Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelîme-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir. İkisini de, zaten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmaktır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır.” (Sahîh-i Buhârî)deki bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevabını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.” Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, orucun Allahın emri olduğuna inanmak ve sevap beklemek lâzımdır. Günün uzun olmasından ve oruç tutmanın güç olmasından şikâyet etmemek şarttır. Günün uzun olmasını, oruç tutmayanlar arasında güçlükle oruç tutmayı, fırsat ve ganîmet bilmelidir. Câbir bin Abdullah hazretlerinin haber verdikleri bir hadîs-i şerîfte, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazan-ı şerîfte beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir: 1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü’minlere rahmet eder. Rahmet ile baktığı kuluna hiç azap etmez. 2- İftâr zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir. 3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder. 4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhırette vermek için, Ramazan-ı şerîfte Cennette yer ta’yîn eder. 5- Ramazan-ı şerîfin son günü, oruç tutan mü’minlerin hepsini affeder. Yâni Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirenleri affeder.” ![]() CİHAD VE İSLAMResul-i Ekrem Kibriya (a.s.v)'ya, cümle rusul ü enbiyaya(aleyhimesselam), bil cümle evliya ve şühedaya(r.anhum) layık olmaktır cihad... Bazıları sıcacık evlerde pamuktan döşeklerde uyuyamazken, dağlarda çalılar yastık, gökyüzü yorgan bir saat sürse de uyku, işte o an vicdandaki rahatlık, kalpte hissedilen huzurdur cihad... Kimi zevkü sefa, kimi makam, mal, mülk, para peşinde koşarken; taşınan bir cana bedel ahiret yurdunu satın almaktır cihad... Zulüm altında inlerken "Yok mu bir kurtarıcın Ya Rabb!" diye diye gözyaşlarına boğulup sana yalvaran ve ölüme susayan bedenlere kurtuluşu vesile kılmaktır cihad... Koyun gibi sefil yaşayıp güdülmektense, kartallar gibi asi olup zulme ve küfre başkaldırmak, yere çalmak(terror) ve "iza cae nasrullahi vel feth" galib olmaktır cihad... Teslim olup "(Biz BATI MEDENİYETİ (AB, ABD, Siyonizm) karşısında yenildik) " deyip acze düşenlere boyun eğmeden, "Bir Müslüman asla yenilmez,acze düşmez çünkü gücünü KADİR-İ MUTLAK'tan alır" diyerek her düşüşte ayağa kalkan yenilmez bir ruhtur cihad... Aldırmayarak, umursamayarak, gaflete düşüp küffarın tepesine inmesini bekleyip mazlum ve mahrum olmaktansa, zahid olup takvadan ayrılmamak, abid olup alnını secdeden kaldırmamak ve mücahid olup cepheden saftan geri durmamaktır cihad... "Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunsalar" da, sessiz kalmayıp, muhalif olmak, HAKKı savunmaktır cihad... Allah katında hükmü sabit olan tek DİN-İ MÜBİNi "tekkeden, tarikatten, camiden ve türbeden" ibaret görmeyip, bütün yeryüzünü namazgah, bütün insanlığı İSLAM'a aç hasret görmek; İlayı Kelimetullah" için mücadele etmektir cihad... Yaradan'a verilen ahde vefa, O'nunla yapılan anlaşmaya sadık kalmaktır cihad... "[Ama,] sizden önce gelip geçen [mümin]ler gibi sıkıntı çekmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve kımıldatmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki müminlerle birlikte Elçi de "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diye feryad ediyordu.Gözünüzü açın, Allah'ın yardımı [daima] yakındır!" (Bakara Suresi-214) "Öyleyse, bu dünya hayatını ahiret ile takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar! Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülmüş olsun ister zafer kazansın, zamanı geldiğinde büyük bir mükafat ihsan edeceğiz." (Nisa Suresi-74) "Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayı ve "Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtar[ıp özgürlüğe kavuştur] ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!" diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz?" (Nisa Suresi-75) "BİLESİNİZKİ, Allah yolunda savaşan, öldüren ve öldürülen müminlerden Allah canlarını mallarını satın almıştır; hem de karşılığında onlara cenneti vaad ederek: Bu O'nun, yerine getirilmesini Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da bizzat güvence altına aldığı gerçek bir vaattir. Kimdir verdiği sözü Allah'tan iyi tutan? Sevinin öyleyse, O'nunla böyle bir alış veriş yaptığınız için; çünkü budur en büyük bahtiyarlık! " (Tevbe Suresi-111) Bu ayet-i kerimeleri bize hatırlatmakta kalmayıp "İslam, İslam'dan olmayanı yere çalmak(terror)tır, öyleyse bütün Müslüman mücahitler de terroristtir" diyerek cihadı en büyük farz olarak gören Kafkasyalı mücahid bir ağabimiz ve zalimin korkusu JUBA başta olmak üzere dağlarda, çöllerde, sıcakta, soğukta savaşan asrımızın o kıymetli mücahitlerine yaptıkları eşsiz vazifelerinde Allah'tan yardım niyaz ediyor, cennet mekan şehitlerimiz ve gazilerimiz gibi bizlere de bu yüce makamın nasib olması için bu mübarek günlerde RAHMAN'a dualarda bulunuyoruz. Muhterem merhum M.AKİF'in şiiri cümlesine hediyyemiz olsun... Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz, ********** YEŞİLVADİ (BİLGECE)
BU MÜBAREK GECELERİN RABBİM, ÜMMETİMİN BERAETİNE VESİLE OLSUN İNŞAALLAH!!![]() Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere söyle buyurmustur:
"Saban ayinin yarisi (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-i Allah o gece günesin batmasiyla dünya gögüne iner ve söyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rizik isteyen yok mu; rizik vereyim. Sifâ dileyen yok mu;sifâ vereyim. " "Allah Teâlâ Saban'in onbesinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak kosanlar disinda bütün kullarini bagislar. " (Ibn Mace, Ikametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38). Saban ayinin ondördüncü gününü onbesinci gününe baglayan gece. Bu gece, degisik adlarla da anilmaktadir: Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olmasi sebebiyle 'Mübârek'; kullarin günahlarinin affolunmasi ve temize çikmalari sebebiyle 'Beraet'; kullarin ihsana kavusmalari nedeniyle 'Rahmet', geceyi iyi degerlendiren kullarin seçilerek salih kullar arasina alinmasi sebebiyle 'Berae veya Sakk' adi da verilir. Bu gecenin bes özelligi vardir: 1) Bu gecede önemli islerin seçimi ve ayirimi yapilir. 2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardimci olmasi amaciyla Allah tarafindan melekler gönderilir. 3) Bu gece bagislanma ve af gecesidir. 4) Bu gecede yapilan ibadetlerin fazileti çok büyüktür. 5) Bu gecede Peygamberimize sefaat yetkisinin tamami verilmistir. Bu yetkinin üçte biri Saban'in onüçüncü günü, üçte biri Saban'in ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Saban'in onbesinci günü verilmistir. Anne ve babasini incitenler, büyücüler, baskalarina kin besleyenler içki düskünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar. Bu konuyla ilgili olarak su hadisler rivayet edilmektedir: Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu geceyi Hz. Âise validemize tanitirken söyle buyurmustur: "Bu gece Saban'in onbesinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarinin tüyleri sayisinca insanlari Cehennem'den kurtarir. Ancak kendisine sirk kosanlarin, müslümanlara karsi kin ve düsmanlik besleyenlerin, akrabalari ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasina asî olanlarin ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. " (Buhârî, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118). Insanlarin bir sene içerisindeki riziklari, zengin veya fakir olacaklari ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kilmak sevaptir. Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz sekli yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmis ve Allah'a söyle dua etmistir: "Azabindan affina, gazabindan rizana siginir, senden yine sana iltica ederim. Sana geregi gibi hamdetmekten âcizim. Sen seni senâ ettigin gibi yticesin. " (et-Tergib, II, 119, 120). SECDELERİMİZ MİRACINA DENK OLUR MU!?...Mi'rac Gecesi Namazı
"Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra S.,1) SECDELERİMİZ MİRACINA DENK OLUR MU!?...Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan,yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..Gel ey!..
Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Ak kor olduk… Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk… Vurdular durmadan dinlenmeden… Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz… Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi… Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden. Gel ey!.. Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı’ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya… Hani sen “Yıldızlarım,” demiştin, “hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!..” Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız… Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte… Gel ey!.. Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. “Allah onları sever; onlar da Allah’ı sever” sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut. Sen ey!.. Gelsen hayallerimize bir kez… Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an… Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır… Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit… Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık… Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek. Gel efendim… Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler… Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler… İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse… Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde! Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!.. Gel ey, kendisine layık olamadığımız!.. * Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun… Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!.. Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin… Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı? İskender Pala HİÇ BİRŞEY KAYBETMEDİM!"YETİŞ YÂ RABBÎ!” DEMEKLE HİÇBİRŞEY KAYBETMEDİM
ÇÜNKÜ:
* Rabbimiz, kendisine dua edince, çağıranın da’vetine icâbet edeceğini vaad etmiş. Fakat, “Bunaldığınızda beni yardıma çağırın” diyen bir peygamber sözüne rastlamadım. * Rabbimiz; hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir. Çağırdığım zât, bu vasıflara hâiz olmalıdır ki, ellerim boş kalmasın. * Rabbimiz kullarına pek yakındır, hem de şahdamarından daha yakın. * Rabbimiz mülkün sahibidir, göklerin ve yerin mirası O’nundur. Hayır yalnızca O’nun elindedir. Ferah da, tasa da O’nun elinde olup, güldüren de ağlatan da O’dur. Ne yaparsak hepsinden hakkıyla haberdardır. Bir kölenin, ihtiyacını efendisinden başkasından istemesi; üstelik efendisi “Gel benden iste” diye tembihlediği halde neden garip karşılanır olmuş bugün? * Bilirim ki, göklerde ve yerde kim ve ne varsa O’ndan ister. Ya diliyle, ya hâliyle. İbâdete, rızka kuvvet vermesini, mağfiretini… * Rabbimiz, rahmet hazinelerini kimseye emânet etmemiştir. Hepsi O’nun yanındadır. * Çağırdığım zât, her an çağrıma cevap verebilecek bir halde olmalıdır. Diri olan, ölmeyen, uyuklama ve uyku tutmayan yalnızca Rabbimizdir. * Çağırdığım zât çağrımı işittiğinde bunu karşılayacak kudrete sahip olmalıdır. Bedir ashabının yardım isteğine bin melekle yardım ettiğini Enfâl sûresi 9-10 âyetlerinde beyân eden el – Aziz ve el- Hakim olan Rabbimiz, yardımın yalnız kendi tarafından olduğunu bu isimleriyle birlikte anıyor. * Rabbimizden başka yalvarılanlar, bizim gibi kullardır. Bir sinek dahi yaratamazlar. * Rabbimiz, yarattıklarının geçmişlerine de, geleceklerine de vâkıftır. Bunların ilmine sahip olamayan, kimin, icâbeti ne kadar hak ettiğini de bilemez. * el – Mûcib olan (çağrılara cevap veren) yalnızca Rabbimizdir. Bu ismi taşıyan başka bir varlık tanımıyorum. * Rabbime yalvarmakla asla bahtsız olmadım. Sabır ve namazla yardım dilememizi Rabbimiz öğretiyor bize. * Başkalarını çağırırsam beni duyacağına ve yardıma gücü olduğuna bir güvencem yok. Kur’an’ın ifâdesiyle; ya uzakta akmakta olan suya karşı, ağzıma boş avuçlarımı götürürsem? * Eğer Rabbimiz, kendisinden başkasından yardım isteyebileceğimiz konusunda izin verseydi (ki vermemiştir) buna en uygun kişi Resulullah (S.A.v.) olurdu. Fakat Resulullah, her beşer gibi ölmüştür. Sadece bir istisnâ olarak, salât u selam verildiğinde, kendisine ulaştırılmaktadır. (Ebu Davud) * Resulullah, kendi ölümünden sonra ümmetinin ne halde olduğundan dahi haberi yokken, nasıl yardıma çağırılsın ki? * Resulullah, daha yaşarken ifk hâdisesinde, münâfıkların tesbitinde ve savaş için geçerli mâzeretleri olmayanlara izin vermesi hususunda gayba vâkıf değilken, ölümünden sonra nasıl gayba vâkıf olur ki? * Resulullah, ashabına, şefaatinin kendisinden değil de, Rabbimizden istenmesini tâlim etmiştir. * Mekke’nin en ağır işkenceli devrinde, Bilal-i Habeşî, Hubeyb ve Habbab bin Eret gibi sahabeler yardım isteklerini Rabbimize doğrudan iletmişlerdi. Bilal, “Ehad” derken, Hubeyb şehid edilirken haberinin Resulullah’a iletilmesi için Rabbimize dua ediyordu. KONUYA AİT BİRKAÇ DELİL 1 – İbn Abbas’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah (S.A.v.) şöyle buyurmuştur: “Siz kabirden kalktığınızda yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız ” demiş ve: “Biz insanları ilk yarattığımız gibi yeniden işte o şekilde dirilteceğiz. Bu verdiğimiz bir sözdür. Şüphesiz biz onu yerine getireceğiz.” (Enbiyâ 104 ) âyetini okudu ve şöyle dedi: “Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi İbrahim’dir. Yine kıyamet günü ashabımdan bazı kimseler sol tarafa, cehennem tarafına götürülürler. Hemen ben: “Onlar benim ashabımdır ” diye sesleneceğim de bana: “Yâ Muhammed! Emin ol ki sen bunlardan ayrıldığından beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir” diye cevap verilecektir. Ben de Allah’ın Salih kulu ve Resulü İsa ibn-i Meryem’in dediği gibi diyeceğim: “Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine şahid idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. ” (Maide 117) (BUHARİ) 2 – Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayete göre Resulullah (S.A.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir ara (havzın başında) duruyordum. Bir de orada bir topluluk gördüm. Hatta onları tanıdım. Benimle onlar arasında bir melek belirdi. Bu topluluğa: “Gelin ” dedi. Ben de bu meleğe: “(Bunlarla) nereye gidiyorsun ?” diye sordum. Melek: “VAllahi cehenneme” diye cevap verdi. Ben: “Bunların suçu nedir ki ?” dedim. Melek: “Ya Resulullah! Senden sonra bunlar senin getirdiğin dinden gerisin geriye cahiliyeye döndüler.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah: “Sanmam ki bu (havuza yaklaşıp da geri çevrilenlerden) cehennemden kurtulanlar olsun. Ancak çobansız, yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar benzeri, bunlardan da tek tük cehennemden kurtulanlar olacak.” buyurdu. (BUHARİ) 3 – Enes bin Malik şöyle demiştir: “Halk kıtlığa düştüklerinde, Ömer bin Hattab (r.a.), Resulullah’ın (S.A.v.) amcası Abbas ‘a ( r.a.), yağmur yağması için Allah’a dua etmesini söyler ve: “Allah’ım! Bizler NEBİMİZ HAYATTA İKEN, ona dua ettirerek senden niyaz da bulunurduk da bize yağmurlar ihsan ederdin. Şimdi de NEBİMİZİN AMCASININ DUASIYLA SENDEN niyaz ediyoruz. Bize yine yağmur ihsan et “ diye dua ederdi. Bu duayı edince yağmur yağardı.” (BUHARİ ) 4 – Resulullah, bir sahabeye şefaatini istemesini şöyle öğretmiştir: “Allah’ım, Resulullah’ı hakkımda şefaatçi eyle.” (TİRMİZİ) 5 - De ki: “Ben ANCAK RABBİME YALVARIRIM ve O ’na kimseyi ortak koşmam.” (CİN 20) 6 - Hak olan ÇAĞRI (dua , ibadet) YALNIZCA O’NA (olan) dır. Onların Allah’tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevap vermezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Küfre sapanların duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (RÂD 14 ) 7 – “Gerçekten biz bundan önce O ’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O ’dur.” (TÛR 28) 8 - (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah’ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz! (NEML 62) 9 - Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir. (TEVBE 101) 10 - Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur. Onu duyduğunuzda “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır...” demeli değil miydiniz? (NUR 15-16) 11- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin? (Savaştan kaçmak için izin isteyenlere) (TEVBE 43) ve ayrıca... "İbrahim, İsmail’le birlikte Evin (Ka’benin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et, şüphesiz, Sen işiten ve bilensin";" (Bakara 127) "Kullarım beni sana soracak olursa, işte Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da benim çağrıma cevab versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar." (Bakara 186) "Allah. O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde de, yerde de ne varsa hepsi O’nundur.İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?O, önlerindekini ve, arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiç bir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. . O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." (Bakara 255) "De ki: "Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin." (Al-i İmrân 26) "Allah’ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." (Al-i İmrân 180) "İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeğe çağrılıyorsunuz; buna rağmen sizden kimi cimrilik etmektedir. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik etmektedir. Allah ise, Ganiy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan) dır; fakir olanlar ise, sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar." (Muhammed 38) "Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir." (Rahman 29) "Doğrusu, güldüren ve ağlatan O’dur" (Necm 43) "Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi) . O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur’an’da) da sizi ’müslümanlar’ olarak isimlendirdi;peygamber sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı." (Hac 78) "Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;" (Şuarâ 80.) ![]() |
|
|