YEŞİL VADİ's profileYEŞİL VADİ (GREEN VALLEY...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
OBAMA: Kudüs İsrail`in sonsuza kadar bölünmeyen başkenti olarak kalacOBAMA GİTTİ SAKİN DÜŞÜNME VAKTİ
Peki bunca umutlar bağlanan Obama, ABD`de bile tartışılırken Obama`nın gözümüze taktığı pembe gözlükleri çıkarma vakti gelmedi mi? Madem misafirimizi güzelce ağırladık, uçağına bindirip de uğurladık şimdi oturup sakin düşünme vakti gelmedi mi? OBAMA GİTTİ SAKİN DÜŞÜNME VAKTİ
Peki bunca umutlar bağlanan Obama, ABD`de bile tartışılırken Obama`nın gözümüze taktığı pembe gözlükleri çıkarma vakti gelmedi mi? Madem misafirimizi güzelce ağırladık, uçağına bindirip de uğurladık şimdi oturup sakin düşünme vakti gelmedi mi? CHOMSKY SÖYLÜYORSA KULAK VERMEK LAZIM ABD`nin en keskin entellektüeli Noam Chomsky`nin yaptığı Obama okuması bu gözlükleri çıkartmamızda bize biraz olsun yardımcı olacak. Daha Obama Başkan seçilmeden yaptığı analiz yabana atılacak gibi değil. Ki zaten Chomsy söylüyorsa bir sakinleyip kulak da vermek lazım.. İşte en aykırı Obama portresi ABD, resmen göreve başlayan 44. başkanı Barack Obama ile yeni bir başlangıcın umudunu taşıyor. ABD tarihinin ilk Afrika kökenli başkanı, kendisine yüklenen beklentileri yerine getirebilir mi ya da bunu istiyor mu? ABD`li ünlü muhalif düşünür ve dil bilimci Noam Chomsky bu konuda kuşku duyuyor ve umutlanan dünyayı uyarıyor. ABD`NİN EN ÇETİN ENTELLEKTÜELİ ABD, yeni bir başlangıcın umudunu taşıyor. Yeni başkan, beklentileri yerine getirebilir mi ya da bunu istiyor mu? Dilbilimin dünya çapındaki starı ve Amerika`nın en çetin eleştirmeni bu konuda kuşku duyuyor. Reinischer Merkur: Jimmy Carter, George Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama`yı birlikte gösteren şu fotoğrafı biliyorsunuz. Bu, sizin için umut ve değişimin kanıtı mıdır? Noam Chomsky: Hayır, tam tersine. Bu beş başkan birbirlerinden çok farklı değildi. Onlardan biri fotoğrafta biraz kenarda duruyordu: Jimmy Carter. Carter, Demokrat Parti`nin kongresine konuşmacı olarak da davet edilmedi. Bu epeyce hakaretamiz bir durumdur ve aynı zamanda gelecek iktidara ilişkin bize çok şey söylemektedir. RM: Bununla ne kastediyorsunuz? Chomsky: Jimmy Carter, görevden ayrılmasından bu yana insan hakları, özgürlük ve demokrasi için uğraş vermesiyle tanınıyor. Besbelli ki parti kongresi bunları işitmek istemedi. RM: Obama insan haklarına sahip çıkmak istiyor, ama aynı zamanda Irak`taki işkenceleri destekleyen eski CIA`li John Brennan`ı terör meseleleriyle ilgili baş danışmanı olarak atadı. Obama, acaba bütün o şahinlerden sonra beklenen güvercin midir? Chomsky: Her yeni başkan, Bush`un çevresinde bulunan ve ABD`nin uluslararası prestijinin bütün zamanların en kötü seviyesine gelmesine neden olan aşırı elementleri muhtemelen temizlerdi. John MCCain bile bunu yapmak istiyordu. Bir politika değişimi olacak, ama bu daha ziyade Bill Clinton tarzında merkezi hedef alan demokrat bir siyaset olacak. Obama, Clinton`ın çevresindeki bir çok insanı zaten çevresine topladı. Brennan`den daha önemli olan senatoda Irak savaşının en ateşli savunucularından, Obama`nın yardımcısı Joe Biden`dır. Ya da Temsilciler Meclisi`nde yine Irak savaşını hararetle savunanlardan Rahm Emanuel, Obama tarafından Beyaz Saray`ın personel şefliğine atandı. Yatırım bankacılığı, finans ve silah endüstrisindeki iş deneyimleri, onun kimin çıkarlarını temsil ettiğini gösteriyor. Obama, yüksekten uçan bir retorik. RM: Demokrat Parti`nin liberal özelliklerini yitirmesinden korkuyor musunuz? Chomsky: “Wall Street Journal”, Rahm Emanuel`e silahlanma harcamalarının düşürülmesi için mücadele eden Demokratik Parti`nin sol kanadının akıbetinin ne olacağını sordu. Emanuel`in cevabı, Obama yönetiminin çıkarcı davranacağı ve bu aşırı kanattan uzak duracağıydı. Obama`nın yaptığı en önemli atamalar, ekonomik krizle ilişkilidir. Şimdiki krizin mimarları ve krizden istifade eden Clinton`ın müsteşarları Laurence Summers ve Robert Ruben bunlardandır. Obama, uluslararası siyasette etrafına Dennis Ross ve Daniel Kurtzer gibi İsrail taraftarı şahinleri topluyor. Bu ikisi, Obama`nın American Israil Public Affairs Committee (AIPAC) önünde yaptığı konuşmayı hazırlamışlardı. RM: …İsrail ile ABD ilişkilerini etkileyen en önemli lobi. Chomsky: Obama, bu konuşmasında Kudüs`ün İsrail`in sonsuza kadar bölünmeyen başkenti olarak kalacağını söyledi. Bu ifadesiyle, Bush`un şimdiye kadar söylediği her şeyden daha ileri gitti. Ayrıca bu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi`nin birçok kararına aykırı düşüyor. Obama`nın adamları daha sonra geri adım atarak, bunun o anlamda söylenmediğini ifade ettiler. Şayet kişisel web sitesinde Obama`nın Orta Doğu politikasına ilişkin yazılanlara bakarsanız, her şeyin açık olduğunu görürsünüz: Filistinliler, hiçbir rol oynamıyor. Her şey İsrail`e verilen kayıtsız şartsız desteğin etrafında dönmektedir. Güya göreve başlamadığı için aktüel Gazze saldırısı hakkında da Obama`dan bir ses çıkmadı. Bu, bir skandaldır! Ama Bombay saldırıları hakkında açıklama yapabilmişti! RM: Obama`nın başkanlığı nasıl olacak? Chomsky: Bush`un ikinci dönemi gibi olacağına ilişkin birçok karine mevcut. Bush`un siyaseti başlangıçta aşırı kibir, hukuku hiçe sayma ve suç işleme tarafından belirlenirken, ikinci kez seçildikten sonra ılımlı bir çizgiye geri döndü. Obama`nın ekibi, bir şey söylememeye özen gösteriyor. Ön planda “umut”, “değişim” ve “birlik beraberlik” gibi yüksekten uçan belagat örnekleri durdu. İyi ama bütün bunlar ne anlama geliyor? RM: Obama, en azından Guantánamo`yu kapatacak. Chomsky: Obama, bu konuda yavaş ve dikkatli adım atılacağını daha yeni söyledi. Yani bu iş o kadar kolay olmayacak. Ama McCain de zaten Guantánamo`yu kapatacaktı. Guantánamo, ülkemiz için son derece utanç verici. Cumhuriyetçi sorumlular, Demokratik Parti yönetiminin de Guantánamo ve diğer cezaevlerinde ne olup bittiği konusunda bilgilendirildikler ini zaten ima etmişlerdi. Donald Rumsfeld`i suçlamak kolay, ama o tek başına ve gizlice hareket etmedi. Bu nedenden ötürü, bu suç işleyenlerin hukuki açıdan ciddi olarak üstüne gidilmeyecek. RM: Yeni başkan, bir toplumsal hareketten gelmiyor. Seçimi profesyonel bir kampanyanın sonucudur. Barack Obama kimdir?
Chomsky: Obama, her zaman belirsizlikle maluldür. Başta kendini temiz beyaz bir kağıt gibi sundu. Bir seçim kampanyası, günbegün seçmene duyurulanla beslenir. Ama Obama`nın seçim kampanyasında söylenenler bir şey ifade etmiyordu. “Umut” ve “değişim”. Obama`nın söylediklerinden, onun kim olduğunu çıkaramazsınız. Sol bile Obama`nın Irak savaşına ilkesel olarak karşı olduğunu sanıyor. Peki öyle mi? Obama için Irak savaşı stratejik bir hataydı. Irak savaşını ilkesel olarak reddetmek demek, bu savaşın yanlış olduğunu söylemeyi gerektirir, böyle olmayacağını söylemeyi değil. Nazi generalleri de Stalingrad`dan sonra bu kadar ileri gitmenin bir hata olduğunu söylemişlerdi. RM: Obama, bir Nazi generalini mi andırıyor? Chomsky: Hayır, ama savaşı eleştirme biçimi ilkesel olmaktan başka her şeye benziyor. Onun için önemli olan tek şey bizim için iyi olandır, bunun için yüz binlerce insanı öldürüp öldürmediğimiz değil. Barış gücü İsrail`e gönderilmeli RM: Obama, dış politikada önce İsrail-Filistin çatışması ile yüz yüze gelecek. Nasıl hareket etmeli? Chomsky: ABD, bizi dünyada izole eden ret tutumundan vazgeçmelidir. İsrail`in devam eden saldırıları – sadece Gazze`de değil, Batı Şeria`da da – siyasi bir çözümün olanaklarını dinamitlemektedir. RM: Ama Hamas roketleri de kriminal! Chomsky: Bu doğru, kriminal ve siyaseten aptalca. Ama bu, İsrail`in buna karşı kendini savunma hakkının olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte İsrail`in elinde kendini savunmak için mükemmel bir araç olabilirdi: Uluslararası uzlaşmayı kabul etmek ve Filistinlilere kendi devletlerini kurma hakkını teslim etmek. RM: Bu konuda emin misiniz? Chomsky: Hamas`ın saldırıları, İsrail`in işlediği suçlara karşı misilleme darbeleridir. İsrail, 2000 yılında Lübnan`dan çekildiği zaman Hizbullah`ın İsrail`e karşı düzenlediği saldırılar sona erdi. 2006 yılına kadar bir tane bile roket atılmadı! RM: Hamas lideri Halid Meşal, İsraillilerin Filistinlilere karşı uyguladığı bir Holokost`tan söz etti. Bu benzetmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Chomsky: Tabii ki saçma bir benzetme. Srebrenica jenosit olarak adlandırıldı; bu, uygun bir benzetme miydi? Durumu, belki de Varşova gettosu ile karşılaştırabiliriz. RM: Gençliğinizde Siyonist idiniz ve ortak bir Yahudi-Arap federasyonu fikrini destekliyordunuz. Chomsky: Bu, o zamanlar yani 1940`larda ve 1967`den sonra kesinlikle gerçekçi bir vizyondu. İsrail`in bölgede sözü geçiyordu ve federal bir model istikametine doğru yönelebilirdi. İsrailli üst düzey gizli servis elemanlarının bunu önerdiğini bugün biliyoruz. Ama İsrail hükümeti bunu istemiyordu. RM: Gazze`ye uluslararası barış gücü yerleştirilmeli mi? Chomsky: Barış gücü İsrail`e gönderilmeli, çünkü saldırgan olan ve Gazze Şeridi`ni abluka altına alan İsrail`dir RM: Genç iken İsrail`de yaşadınız. Chomsky: Hatta eşim ve ben orada kalmayı da düşündük, ama sonra durum farklı gelişti. Bugün Amerikalı genç Yahudiler, İsrail`e sırtını dönüyor. Politikamız vatandaşlarımızın isteklerine göre belirlense, bu değişebilir. RM: Yazılarınızda “entelektüel öz savunmayı” öneriyorsunuz. Bu nasıl olacak? Bunun için hepimiz Marks mı okumalıyız? Chomsky: Örmeğin İsrail`in saldırıları hakkında bilmemiz gerekenlerin çoğu medyada var. Sadece dikkatle bakmamız gerekiyor. Ve bazı şeyleri de her yanıyla düşünmeliyiz, mesela şu sonu gelmeyen `Bir devlet, saldırıya uğrarsa kendini savunma hakkı vardır` mantrasını Nazi Almanyasının partizan terörüne karşı kendini savunma hakkı var mıydı? RM: Ama İsrail, Nazi Almanyası değil ki! Chomsky: Tabii ki değil. Ama burada söz konusu olan ilkedir: Saldırgan olan İsrail`dir. RM: Siz, medya çağının moralistisiniz: Entelektüellerin bugünkü görevi nedir? Chomsky: Entelektüeller konformist olma ve iktidarı destekleme eğilimindeler. Tarihi yazan kendileri olduğu için, bu konuda onlar üzerine genellikle oldukça iyi şeyler yazılıdır. Oysa belgelere bakıldığında durumun farklı olduğu görülür. Hans Morgenthau, entelektüelleri iktidar sahiplerinin konformist reayası olarak tanımladı. Bunda da haklıydı. RM: Ama eleştirel entelektüeller de var. Anna Politkowskaja ve diğer Rus gazetecilerini düşünün! Chomsky: Evet, İncil`de bile eleştirenin hayatının tehlikede olduğu yazılıdır: Peygamberler, kralı ikaz ettiler, karşı çıktılar ve onun vicdanına hitap ettiler. Bugün olsaydı peygamberleri eleştirel entelektüeller diye adlandırırdık. Onlara iyi davranıldı mı? İlyas, İsrail`in düşmanı olarak mahkûm edildi. Peygamberler çöle sürüldü ya da hapse atıldı. Yüzyıllar geçtikten sonra şereflendirildiler, ama yaşadıkları çağda değil. Yaşadıkları çağda o şerefe sahte peygamberler nail oluyordu. Sovyetler Birliği`nde, Rusya`da, ama 1989`da ABD tarafından desteklenen ölüm tugaylarınca önde gelen Latin Amerikalı entelektüeller olan altı Cizvit`in katledildiği El Salvador`da da eleştirel entelektüellere kötü muamele edilir. Bugün Oscar Romero`dan artık kim bahsediyor ki? RM: Kendinizi peygamber gibi mi hissediyorsunuz? Chomsky: Peygamber, bugün eleştirel entelektüel olarak adlandırdığımızdan başka bir şey değildir. ÜLKESİNİ SEVMEK ÜZERİNE RM: 70 yıllık politik gözlemden sonra Noam Chomsky`nin Amerikan rüyası bugün nasıl görünüyor? Chomsky: Ütopyalara ve rüyalara pek inanmam. Ama Birleşik Devletlerin işleyen bir demokrasi olmasını arzulardım. Amerikan halkının yüzde 95`inin, kamuoyunun ne düşündüğünün hükümetin umurunda olmadığı düşüncesine katılıyorum. Amerika`yı seçimlerin PR endüstrisinin bir pazarlama kampanyası olduğu bir ülke olarak değil, insanların fikirlerinin siyaseti etkilediği ve demokratik kontrolün bütün kurumlara kadar uzandığı işleyen bir demokrasiye sahip bir ülke olarak görmek isterdim. Buna işçilerin ve kamuoyunun sanayiyi kontrol etmesi de dahildir. Bunlar, çok eski Amerikan idealleridir. Modern Amerika`nın önde gelen sosyal filozofu John Dewey için politika – en azından üretimin, ticaretin, finans sisteminin, medyanın vs. kamuoyunca kontrol edildiği endüstriyel bir demokrasiye ulaşan dek – ekonominin toplum üzerindeki gölgesidir. RM: Bu nasıl sağlanabilir? Chomsky: Amerikan tarihinin önemli ilerlemeleri yukarıdan hediye olarak verilmedi, bilakis aşağıdan doğru verilen sosyal mücadeleler sonucu sağlandı. Bu düşünce özgürlüğü için olduğu kadar sosyal sistemin nüveleri için de geçerlidir. Bu şeyleri rüya olarak tanımlamak hiç hoşuma gitmiyor, çünkü bunların kesinlikle olanaklı olduğunu düşünüyorum. Bunlar uzun vadeli hedeflerdir. RM: Babanız, dünyanın en özgür ve en fundamentalist ülkesi olarak tanımladığınız Birleşik Devletler`e göç etti. Amerika`yı seviyor musunuz? Bir Amerikalı olmaktan gurur duyuyor musunuz? Chomsky: Sevgi, kişiler arasındaki bir ilişkidir, kişi ve soyut kurumlar arasında değil. Başarılarınızla ya da çocuklarınızla gurur duyabilirsiniz. Ülkenizin savunduğu şeyler, mesela düşünce özgürlüğü için sevinebilirsiniz. Düşünce özgürlüğü herhalde bütün özgürlüklerin içinde en temel olanıdır ve Birleşik Devletler ifade özgürlüğünü korumakta dünya çapında en önde gelir. Bundan gurur duyuyor muyum? Bunu ben gerçekleştirmedim ki gurur duyayım. Ama bundan memnunum ve bunun nasıl (yurttaşlık hakları hareketinin anayasa mahkemesinde düşünce özgürlüğü için en üst standartları kabul ettirme mücadelesiyle) elde edildiğini biliyorum. Ama gurur, bunun için uygun kelime değil. RM: Amerikalı olmaktan memnun musunuz? Chomsky: Evet. Yoksa burada kalmazdım. RM: Dilbilimde devrim yarattınız, Amerikan sisteminin önde gelen eleştirmenisiniz, düzinelerce kitap yazdınız, yüzlerce deneme, konuşma ve konferans. 100 yaşınıza geldiğinizde sizden nasıl söz etmeli? Chomsky: Kulağa sahte tevazu gibi gelse de, aslında hiç umurumda değil. ensonhaber.com AKP, ABD'YE KARADENİZ'DE ÜS SÖZÜ VERDİ!...MONTRÖ'YÜ DELDİRDİNİZ Mİ?!.... Gürcistan'a 'insani yardım' götüren Amerikan Donanmasına ait 6. Filonun bayrak gemisi 'USS Mount Whitney' boğazlardan geçti. 189 metre boyundaki savaş gemisinin 18 bin 400 groston ağırlığında olduğu öğrenilirken, gemide personelle birlikte 930 kişilik mürettebatın bulunduğu ifade edildi. Üzerinde bir askeri helikopterin de bulunduğu geminin Gürcistan'a bebek maması götürdüğü belirtildi! Gürcistan'a 'insani yardım' götüren Amerikan Donanmasına ait 6. Filonun bayrak gemisi 'USS Mount Whitney' boğazlardan geçti.Sabah saatlerinde Ege Denizi'nden Çanakkale Boğazına giren 189 metre boyundaki 18 bin 400 grostonluk 'USS Mount Whitney' isimli ABD donanmasına ait 6. filonun ana gemisine boğaz girişinden itibaren güvenlik açısından bir Türk Sahil Güvenlik botu refakat etti. Sabah Çanakkale önlerinden geçen gemiyi sahilde bulunan Vatandaşlar da meraklı özlerle seyretti. Dünyanın her noktasına şifreli bilgi gönderebiliyor 8 Ocak 1969 yılında yapılan ve 8 Ocak 1970 yılında da denize indirilen 189 metre boyundaki ABD'nin 6. filosuna ait savaş gemisinin 18 bin 400 groston ağırlığında olduğu öğrenilirken, gemide personelle birlikte 930 kişilik mürettebatın bulunduğu ifade edildi. Dünya üzerindeki herhangi bir nokta ile HF, UHF, VHF, SHF ve EHP dalga tiplerinde şifreli bilgi alışverişi yapabilecek donanıma da sahip olan geminin 1994 yılında ABD'nin Haiti'ye gerçekleştirdiği askeri müdahaleyle 2002 yılı Kasım ayında Irak Savaşı'nda görev yapmak üzere Basra Körfezi'nde bulunduğu belirtildi. Üzerinde süper RBOC metal çöp roketleri, 2 adet 25 milimetrelik Bushmaster top, 4 adet 50 kalibrelik makineli tüfek ve 2 adet Phalanx yakın hava savunma sisteminin de bulunduğu savaş gemisinde ayrıca hava ünitesi olarak da CH-60 Knighthawk sistemi bulunuyor. Çanakkale Boğazı'ndan geçişi sırasında üzerinde bir askeri helikopterin de bulunduğu geminin Gürcistan'a yardım götürdüğü öğrenildi.(iha) Kaynak: Milli Gazete
“AKP, ABD’YE KARADENİZ’DE ÜS SÖZÜ VERDİ” Aydın: “ABD’nin oyununa geldik”
“Türkiye’nin Milli Güvenlik Stratejisi”nin yazarı Prof. Dr. Nurullah Aydın, Sinop, Samsun, Trabzon limanlarını özelleştiren AKP’nin asıl niyetinin, ABD’ye Karadeniz limanlarından birinde deniz üssü vermek olduğunu iddia etti. Aydın, Türkiye’nin Gürcistan ve Rusya arasındaki savaşa ABD ile birlikte “dolaylı olarak” müdahil olmasının arkasında bu gerçeğin yattığını öne sürdü. ABD’nin, Montrö Anlaşması’nı da tıpkı Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan’ı tanımadığı gibi “yok saydığını” söyleyen Prof. Dr. Nurullah Aydın, “ABD Karadeniz’e açılmak, Polonya ile uzun zamandır planladığı füze kalkanı projesini gerçekleştirmek ve dünya denizlerinde giremediği ve üs bulundurmadığı tek yer olan Karadeniz’de yerini alabilmek için bir oyun tezgahladı” dedi. Prof. Dr. Nurullah Aydın, ABD’nin Karadeniz planını şöyle anlattı: “Romanya ve Arnavutluk’taki kara askeri üslerinin yanında Karadeniz’de de bir deniz üssü kurma planı bugüne kadar Rusya ve Türkiye tarafından hep reddedildi. ABD, bu nedenle Karadeniz’e kıyısı olan bir diğer ülke Gürcistan’da, Irak ve Afganistan benzeri bir senaryoyu hayata geçirdi. 2. dünya savaşında Pearl Harbour limanını kendi kendine bombalayarak ABD kamuoyunun 2. dünya savaşına girmesini sağlayan, bunun bir benzerini de 11 Eylül’de ikiz kuleler tezgahını hazırlayarak Kuveyt ve Afganistan işgallerine zemin hazırlayan ABD, şimdi de Saakaşvili’yi Osetya’ya saldırtmak suretiyle, Rusya’yı büyük bir oyunun içine çekmek istedi. Böylece hem Rusya’yı dünya kamuoyunda yalnızlaştırmak, saldırgan duruma düşürmek, Şanghai yakınlaşmasını önlemek, Rusya’nın Kafkasya üzerindeki etkinliğini ortadan kaldırmak amaçlanmıştı. Ancak Putin-Medvedev ikilisi, ABD’nin ve Avrupa’nın bu oyununu bozdu.”
ABD asıl hedefine ulaştı
ABD’nin Rusya’nın askeri, siyasi ve diplomatik gücünü “test etmek” amacıyla kurguladığı tezgahta Türkiye’nin kullanıldığını söyleyen Nurullah Aydın, “ABD ve Türk subaylarınca eğitilen askeri teçhizatla modern bir şekilde donatılan Gürcü askeri birliklerinin Rusya tarafından imha edilmesi, aslında ABD’yi istediği hedefe ulaştırmıştır. Bu sayede ABD, Karadeniz’e ilk kez açılma olanağı bulmuştur” diye konuştu. Montrö Sözleşmesi’nin, Karadeniz’e kıyı ülkelerin bir tanesinin bile “hayır” demesi halinde yabancı savaş gemilerini yasaklayan bir anlaşma olduğunu vurgulayan Aydın, son olaylarda Rusya’nın bütün tepkilerine rağmen, Türkiye’den geçiş izni alan ABD’nin bu süreçte de Türkiye’ye “emr-i vaki” yaptığını savundu. Aydın, “İki gün önce Başbakan savaş gemilerinin geçmesine ilişkin bir talep olmadığını söylüyor, iki saat geçmeden ABD Dışişleri Sözcülüğü, Türkiye izin verdi diyerek emrivaki yapıyor. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Böylece Erdoğan’ın Boğazlar konusunda Montrö gibi konularla ilgisi olmadığını öğrendik. Bunun yanında, Abdullah Gül-Babacan ve Erdoğan üçlüsünün inisiyatif kullanmaktan habersiz ve muktedir olamayan iktidar üçlüsü olduğunu gözlerimizle gördük. ABD’nin BOP stratejisi gereği bu coğrafyada temsilciliğini yapanlar, ne yazık ki Türkiye’ye, 1914 yılında iki Alman zırhlısının Karadeniz’e Osmanlı bayrağı ile açılarak Osmanlı’yı savaşa sokmalarının bir benzerini yaşatmak üzeredir. Boğazlar’dan geçiş olayı, Şangay Beşlisinin ve BDT’nin öncü ülkesi Rusya’nın Türkiye ile ilgili sıcak yakın siyasi ve ekonomik yakınlaşmasına ABD’nin vurduğu önemli bir darbedir. Montrö Sözleşmesi’nin ABD tarafından yok sayılma girişimi kovboy hukuku ve kural tanımama düşüncesinin bir sonucudur. ABD, Montrö’yü de tanımamaktadır. Çünkü ABD, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünü ve egemenlik alanının uluslar arası sözleşmeyle kabul edilen Lozan Anlaşması’nı bile hala kabul etmemektedir” dedi.
KAYNAK: http://www.haberbu.com/haber_detay.php?id=25954
ABD, Montrö’ye Yeni Düzenleme Peşinde...Montrö’ye yeni düzenleme CUMA günü saat 12.25’te Anadolu Ajansı, abonelerine bir "uyarı haber" geçti...Aslına bakarsanız, haberin veriliş tarzı, sunuşu AA’nın klasik haber sistemine pek uygun değildi... Ancak iyi yazılmış, hazırlanmış ve temellendirilmişti. AA resmen uyarıyordu: - Türkiye, ABD’nin Montrö Anlaşması’yla ilgili değişiklik istemesine hazırlanmalı... ASAM Uzmanı Hasan Kanbolat’tan alıntıyla verilen bu uyarı, aslında kısa bir süredir Ankara’da başlayan büyük bir endişenin işaret fişeğiydi. Bu endişeyi tetikleyen soru şudur: - Gürcistan savaşı, NATO gücünün Karadeniz’e açılma planı mıdır? Öyle ya, bütün dünya sormadı mı? - Saakaşvili bir çılgın mıdır ki Rusya’ya karşı Güney Osetya’ya asker çıkarmıştır? Ama şimdi bir muhtemel cevap var: - Bu savaş NATO üyesi olmak isteyen Gürcistan’ın üyelik hızını artırmış, hatta acil gerekliliğe dönüştürmüştür. Yani Saakaşvili bir çılgın değildir. ªimdi Boğazlara gelelim... - ABD çok yakında Montrö için Türkiye’ye yeni bir düzenleme teklifi yapacaktır... - Ve bu yeni düzenlemede ABD boğazlardan uçak gemisi dahil bazı savaş gemilerini (NATO kararı şartı koyabilir) geçirme kolaylığı isteyecektir. Çünkü artık Karadeniz, bir iç deniz olmaktan çıkmıştır. Karadeniz artık dünyanın en önemli enerji hatlarının denizidir... Ve Rusya burada başka bir egemenlik istememektedir... Gürcistan savaşı, Ermenistan’ın Azerbaycan’ı işgaline Rusya’nın yeşil ışık yakması, Moskova-Tahran-Suriye-Çin yakınlaşması bu yüzdendir. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hatları. Hazar petrolleri, doğalgaz, dünyanın iştahını buraya çekmektedir. ªimdi alt alta yazalım: - Montrö 1936’da imzalandı? - NATO 1949’da kuruldu? - ABD’nin Montrö altında imzası yoktur. NATO da kurum olarak sonradan doğmuştur. Yani yeni bir düzenleme isteyebilir. Ayrıca Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz’e kıyısı olan iki NATO üyesidir. Son NATO toplantısında Gürcistan’ın NATO üyeliği bu yüzden büyük tartışmalara neden olmuştur. Eğer Gürcistan NATO üyesi olsaydı, ABD gemileri NATO gücü olarak şimdi Karadeniz’deydi. Ya da hazırlanıyordu. Üstelik Türkiye de bir NATO üyesi olarak buna destek verecekti. Yani "Güney Osetya saldırısı", Gürcistan’ı NATO üyesi yapma operasyonunun bir hamlesi olabilir. Evet işte Türkiye’nin önündeki vahim soru da tam burada başlamaktadır. Çünkü Karadeniz artık bir "enerji denizi"dir. ABD ve Rusya bu denizi boş bırakmayacaktır. Bu nedenle Montrö sözleşmesi yakında bir NATO toplantısında gündeme gelebilir. Yani Montrö’nün "delinme süreci" için düğmeye basılmış olabilir. ABD, NATO bağlantısıyla boğazlarda yeni bir düzenleme isteyebilir. Türkiye elbette buna direnecektir. Ankara’nın "stratejik odaları"nda ya da diplomasinin derin koridorlarında işte bu ağır soru konuşulmaktadır.
|
|
|